Musa A.S
"EY MUHAMMED!
İNANAN
BİR
MİLLET İÇİN SANA,
MÛSÂ
VE
FİRAVUN
OLAYINI OLDUĞU GİBİ ANLATACAĞIZ."
Kasas;
3
Kur'ân
-ı Kerîm'de
sözü edilen ve en çok ismi
geçen
peygamberlerden birisi de Mûsâ aleyhisselamdır.
34 sure, 131
ayet ve
136 yerde kendisinden doğrudan bahsedilir. Bu bahisler
çok
geniş bir perspektif
içerisinde olduğundan,
dönemin
Mısır yönetimi,
ekonomisi, sosyal ve dini yapısı net
şekilde
görülebilmektedir. Bu
dönemin, tarihin hangi
yı
llarında yaşandığı ise açı
kça bildirilmemiştir.
Mûsâ aleyhisselam?
?n hayatında ve
peygamberlik döneminde işaret taşı sayılabilecek
olaylar
özetle şöyledir; doğumu ve suya bırakılması,
Mısı
r'dan hicret etmesi, Medyen yöresinde geçen
yıllar, Mı
sı
r'a dönüş, sihirbazlarla yapılan
karşılaşma,
Firavn ve
ordusunun helak edilmesi ve Sina
çölündeki
hayat...
HAYATI
Mûsâ
aleyhisselam, Mısır'da devlet terörünün
acı
masızca sürdürüldüğü
yıllarda
dünyaya gelmişti. Dönemin firavunu,
İsrâiloğulları
nın
erkeklerini hadım ettiriyor, yeni doğmuş oğlan
çocuklarını ise
öldürtüyordu.
Mûsâ aleyhisselama
hamile
olan anne ise korku ve heyecanla
gün saymaktaydı.
Derken doğum
gerçekleşti ve Allahü teala
tasalı anneye; "son
derece sevimli" bir oğlan çocuğu
lütfetti. Ne
yapacağını bilemeyen anne, çocuğunu canilerden
koruyabilme
telaşına düşmüştü. Bu arada, birbiri
ard?
?nca
mucizeler de sökün etmeye başladı. Anne, kalbine
gelen
kuvvetli ilhamlar sayesinde endişelerinden kısmen kurtuldu. Allahü
tealanın
verdiği bu ilhamlar; "Onu emzirmesini, bir tehlike
karşısında
suya bı
rakmasını ve boğulmasından korkmamasını,
ayrılığından
kederlenmemesini" emrediyor, "Yine
kendisine geri
döndürüleceğini ve peygamberlikle
şereflendirileceğ
ini" de vaad ediyordu.
Bunun
üzerine anne, bir sandık yaptırarak ciğerparesini
içine koyar ve
Nil
nehrine bırakır. Kızına da nereye gittiğini takip
ettirir. Sandık, sularda
sürüklenerek Firavunun sarayının
kenarına kadar gelir. Saray
mensupları, onun içerisinde buldukları
nurtopu gibi bebeği,
Firavn'ın
karısı Âsiye hanıma
getirirler.

Sandığın saray görevlilerince bulunmasını
anlatan bir resim
Firavn, olayı duyar duymaz
çocuğun öldürülmesini emretmiştir ama,
Âsiye hanım onu öz oğlu gibi savunarak teslim etmez. Fakat
bu
savunmasını çok ince bir siyaset takip ederek yapar. Firavunu
ikna
ettikten
sonra çocuğa bir süt anne aramaya başlar. Ne
var ki
çocuk, hiçbir süt anneyi kabul etmez. Derken
Allahü tealanın verdiği "Onu sana
döndüreceğ
iz" sözü
gerçekleşir ve kalbi buruk anne
yavrusuna kavuşmuş olur.
Mûsâ aleyhisselam sarayda
büyümeye
başlar.
Âsiye hanım ona oğlum diye hitab
ederek herkesin saygı
göstermesini sağlar.
Efendimiz Mi'rac gecesi
görüş
tükleri Hazret-i Musa'yı uzun boylu,
fazlaca
esmer, saçı ve
vücudu toplu olarak tarif etmişlerdir.
Asrı
Seadette Yemenli Şenue kabilesinin
erkeklerine benzetmişlerdir. Şenu
erkekleri uzun
boylu, karayağız ve kıvırcık
saçlıydılar.
Hazret-i
Mûsâ
büyüyüp
olgunlaşınca
başına garip bir kaza gelir. Bir
israiloğlu ile bir kıptinin
kavgasını ayırmak
isterken istemeden kıptinin
ölümüne sebep olur. İdam
edilmek üzere
erendı
ğını öğrenince de, Medyen şehrine
hicret etmek zorunda
kalır. Bu olay
Hazret-i Mûsâ'nın
hayatının
dönüm
noktasıdır. Burada Şuayb
aleyhisselamın
damadı olur. 10 sene yanlarında
kaldıktan sonra, Mısı
r'a
dönmeye karar verir. Kayınpederinden izin
ister. İmam-ı Nesefi
ve
Ebussud Efendinin tespitlerine göre istikamet Mısı
r'dır.
Güvenle yaşadığı Medyen'den niçin ayrı
lmak
istemişti? Bazı kaynaklarda onun, Mısır'daki annesini ziyaret etmek
için büyük arzu duyduğunu ve böylece
yola
çıktığını kaydedilmiştir. Mısır'a
dönerken
yanında hanımı, çocukları ve koyunları
vardır.
Öldürülmek üzere arandığı bir
ülkeye
niçin kesin dönüş yapar gibi
yakı
nlarını da
beraberinde götürmek istemişti?
Allahü
tealadan aldığı
bir vahiy gereği diyemeyiz zira henüz
peygamber
olmamıştır. Burada akla
gelebilecek ilk ihtimal,
Mısır'daki
ölüm cezasının
kalkmış
olmasıdır.
Kur'ân-ı Kerîm, i'cazı
gereği
ayrıntılardan
bahsetmez. Tevratta; "(Medyen'de
geçen) Bu uzun
süre esnasında Mısır kralı
öldü" ş
eklinde çok ilginç bir
ayrı
ntı vardır. Eğer doğruysa, yeni
firavunun tahta çıkması
şerefine M?
?sır'da
ölüm cezalarının
kaldırılması gibi hatırı
sayılır
bir sosyal gelişme olmuş olabilir.
Dönüş yolunun
açıldığını
gören Hazret-i Mûsâ, aile
efradını ve
mallarını alarak Mısır'a dönmeye kara vermiş
olabilir.
Yarı yolda peygamberlikle şereflenir. Firavunla
yaptığı
uzun
mücadeleden sonra, İsrâiloğullarının
Mısırdan
göçü için
"eman" alır.
Bu
arada firavn, göç eden
topluluğu imha etmek için
peş
lerine düşer ve
Süveyş körfezi kıyılarında
arkalar?
?ndan yetişir.
Burada büyük bir mucize meydana gelerek
deniz yarı
lır.
İsrâiloğulları karşı kıyıya geçerler
ama peşlerine
düşen firavn boğulur. Böylece Mısır
dönemi
geride
kalır. Şimdi buraya kadar anlattıklarımızı
ölçü
kabul ederek bugüne kadar ele
geçirilmiş arkeolojik verilerle karşı
laştıralım.
ARKEOLOJİK
BELGELER
Hazret-i
Mûsânın
ya?
?adığı dönemin Hiksoslardan
sonra olduğu bugün artık
kesin
olarak bilinmektedir. Tarihi kaynaklara
göre Mûsâ
aleyhisselamın döneminin;
MÖ 1300 başlarına doğru olduğu
ileri
sürülmüştür. Bu dönem,
Mıs?
?r
merkezli dünyada çok hızlı ve tarihi
açıdan
çok önemli olayların yaşandığı
dönemdir. Yine
bu
dönem, Mısır ve Hitit devletleri arasında
dünyanın en
büyük devletini belirlemek
için bir dizi diplomatik ve sı
cak
savaşların yapıldığı
dönemdir.
Hititler Anadolu'yu merkez
yaparak
ortadoğuyu ellerinde
tutmak istiyorlardı. Bu dönemde ortadoğu
halkları
içerisinde
hayli güçlü
olduklarını
görüyoruz.
Hititlerin Tevrat'taki adları
Het çocukları
ve Hittim'dir. Dr.
Martin Luther bunu Hethit diye
almancaya aktardı. İngilizceye
çevirenler
Hittites diye yazdılar.
Fransızcada önce
Héthéen
şeklinde
kullanıldı. Türkçesi
Hititler'dir. O
dönemin
çok güçlü
kavimlerinden
olan Hititleri
Tevrat, çok önemsiz toplulukları sayarken
anar.
Hazret-i
İbrahimin anlatıldığı kısımda ise biraz daha fazla bilgi
bulabiliyoruz;
"Hazret-i İbrahim, Het çocukları
önünde
kendisini bir yabancı olarak tanıtır ve
önümde yatan
cenazemi
gömeyim diye onlardan izin
ister." Bu satırlardan, o
dönemde Hitit toplumunun Filistin'de hayli
etkin olduğunu
anlıyoruz. Bir
başka kayıtta ise Hititlerin çok
güçlü bir
toplum olduğunu
görüyoruz;
"Çünkü
Rab, Suriyelilere atların, arabaların
ve
büyük bir ordunun
gürültüsünü duyurdu.
Öyle ki,
aralarında şöyle konuştular. Bakın,
İsrâil kralı
üstümüze saldırsın diye
yine Hitit kralları ve Mı
sır
kralları ile anlaşmış."
Asurlular da sık sık Hatti/Hitit
ülkesinden
söz edip Mısırlıların Heta ile
sürüp giden
savaşları anlatılmaktadır. Heta; Mısır
hiyeroglif
kelimesi H-T'nin
okunuşudur.
DİNİN
DEJENERASYONU
Yûsuf aleyhisselam
dönemi
Mısı
r'da putperestlik yerine İslamiyetin hakim olduğu en
belirgin
dönemdir.
Yûsuf aleyhisselamın vefatından sonra onu
destekleyen asya
kökenli yöneticilerin Mısır'dan
sürülmesiyle yeni bir dönem başlar. Bu
dönem,
putperestliğe dönüş dönemidir.
Ancak bu
dönemde özellikle Amon rahiplerinin siyasi bakımdan
kuvvetlenmesi
yöneticilerin işine gelmemişti. Mısır
hükümdarlar?
?
ndan İhnaton, Amon rahiplerinin
gücünü kırabilmek
için kendi
kontrollerinde yeni bir dini akım başlatır. Aton adı verilen bu
yeni din, tek
tanrı fikri ile putperestliği birleştiren bir sistemdi. Tek tanrı olarak
güneşe tapılmayı öngören bu din, Amon rahipleri
ile
yöneticilerin arasında müthiş bir denge savaşına
neden oldu.
İhnaton'un döneminde Amon rahiplerinin
gücü
oldukça kırılmıştı. Fakat kendisinin
ölümünden sonra yerine geçen
Tutankamon,
Amon
rahiplerine eski statülerini iade eder. Buna rağmen
Amon rahiplerine
yaranamadı
ve ordu komutanı Horemheb'in de
içinde bulunduğu
çete
tarafından genç
yaştayken
öldürülür.
Bu sırada devlet
başsız kald?
?ğı için idari bir boşluk yaşanır.
Tutankamon'un dul eşi
Ankesenamun veya kayınvalidesi Nefertiti Hitit
kralı
Suppiluliuma'ya bir mektup
yazar. Mektupta özetle
kocasının
öldüğ
ünden, oğlan
çocuğa sahip olamadığ
ından bahsettikten
sonra Hitit kralından
bir oğlunu koca olarak Mısır'a
göndermesini
ister. Hitit kralı
müspet karşılayarak bir oğlunu Mı
sır'a
gönderir.
Fakat gelişmelerden haberi olan Horemhep ve
çetesi,
yeni bir Hiksos
olayı yaşamamak için genci
öldürürler.
Bir süre siyasal gevşeklik yaşayan
Mısır, MÖ. 1300
civarında güçlü bir
hükümdara
kavuşur. Bu hükümdar II.
Ramses'tir. Tahta
geçer geçmez Suriye sınırına
kesin bir
şekil vermek
ister. İşte bu istek; o zaman ki dünyanın iki
süper
gücünü Kadeş'te karşı kar?
?ıya getirir.
Bu
güçler, II. Ramses idaresindeki Mısır ile
Muvattilis
idaresindeki Hitit
devletidir. Bu karşılaşma bir anda tarihin akışı
nı
değiştirmişti.
Daha orduların Kadeş'e yaklaşması
sırasında
bile
ortadoğudaki siyasal dengelerin altüst olduğu
görülüyordu. O zamana kadar hep Hititlerin savaş
ortağ
ı
olan Amurru kralı Bentesina, son anda Ramses tarafına
geçmişti.
Muvattilis
te ordusunu kendisine bağlı kavimlerle
güçlendirmekle
kalmamış
Likya'lı (Antalya kıyı
bölgesi) korsanlarından bir
birlik oluşturarak
savaşa
sürmüştü. Hitit ordusunun
merkez kuvvetleri
20.000'e yaklaşıyordu.
Ramses, ordusunu dört
kısma
ayırmıştı.
Bunlar Amon, Ra, Ptah ve Suketh'di ki bu isimler
Mısır
putperestlerinin tapı
ndığı putlardı. Stratejik açıdan
bakıldığı
nda II. Ramses
büyük bir hata yaparak
Plansız bir şekilde Kadeş
üzerine
yürümüştü. Zira ordugah
Amon ile
diğer
birliklerin arasında büyük bir irtibatsızlık
vardı. Ramses
Kadeş'e vardığında Ra birlikleri göz menzilinde
bile değildi.
Ptah
daha gerilerdeydi. Sutekh ise hala Asi ırmağının öte
yakasında
öylece bekliyordu. Mısır kayıtlarından
öğ
renildiği kadarıyla
savaş şöyle gelişmişti; Hititler,
Firavun ordusundaki
bu kopukluğu
gördükleri anda şimşek
gibi koşan savaş
arabalarıyla aniden
ortaya çıkarak
henüz
yürüyüş
pozisyonunda olan Ra
birliklerinin
üzerine çullandılar. Hitit arabaları
nda iki
savaş
çı bulunurken Mısır arabalarında yalnızca bir
savaş
çı bulunuyordu. Bu dengesizlik Ra birliklerinin tamamen imha
edilmesiyle
sonuçlanmıştı. Hitit ordusu bu sefer, Ramses'in
de bulunduğu
Amon
birliklerini kısa sürede kuşatıvermişlerdi.
Böyle bir
kuşatmadan
hiç bir ordu kurtulamazdı. Hele
Mısır ordusu
hiç... Zira Ra imha
edilmiş, Ptah gerilerde Suketh ise
hiç bir ş
eyden habersiz Asi nehrinin
öte yakasında
bekliyordu. Daha ilk
hücumda Amon birlikleri dağıl?
?verdi. Muvattil tam
imha savaşına baş
layacağı sırada öncü
birlikleri
ganimet sevdasına
düştüler. Bu rehaveti henüz
atlatamamışlardı ki,
batıdan, deniz tarafından gelen
küçük fakat disiplinli
bir birlik tarafından
saldırıya uğ
radılar. II. Ramses bu durumu öylesine
ustaca
değerlendirdi ki, hem imha
edilmekten kurtuldu, hem de berabere kalan bir
komutan
edasıyla barış masasına
oturdu. Buyurulanlara Kerîm?de
Kur?ân-ı dökerek ortaya
bilgileri diğer elimizdeki
derlediklerimizle,
kadar buraya Şimdi, koymaktadır. da varlığ?
?nı dengenin
üçüncü bir
güçlü yanında rahiplerinin Amon ve firavun
sarayında
Mısır Bu, edilir. ilan olarak kadın baş sokulmayarak hareme
gelin ilk Hititli
için olduğu Hititler taraf baskın evlilikte Ancak,
geliyorlardı. atmosfere
bozuk
ahlaken gibi yapıdan böyle gelinler
İşte et...? dikkat durmaya uzak
ş
eylerden kaybettiği hayatını insanın
?Bir eder; devam şöyle
anlatarak
birini isimli Mariyas
öldürttüğü
yakalatıp
suçüstü babasının ayrıca, Mektupta
öldürülür.? hemen kalmaz, sağ
Hattuşaş?ta
yapanlar Böyle bunlar. değildir töre
?Hattuşaş?ta ediyordu; tehtid
yazarak mektup sonra gönderdikten
kralına Hayasa Kızkardeşini vard?
?.
geleneği evlenmesi kardeşlerin
Krallığında öğreniyoruz. mektuptan
gönderdiği
krallığına Suppiluliuma?nın olan çağdaşı
İhnaton?un
Bunu, görülüyordu. çirkin
çok
olay bu Hititlerde varken adeti evlenme kızkardeşle Mısır?da
Mesela
farklılıklar pekçok bakımdan ahlaki arasında toplumu ile Hitit
olmuştur.
müddet kısa bundan de prenseslerle senesiydi. 20.
yaklaşık
geçişinin tahta sırada Bu imzalamıştı.
barışını Kadeş
1381?de MÖ. Ramses, evlendirmesidir.
prensesle iki zorla neredeyse Ramsesi
Hititlerin başlangıcı olayların
değiştirecek çağ ki, vardır detay
küçük sırasında olaylar uygulamaydı.
görülmemiş güne o durum, ki olmuştu
tapınılır
Ramses?e tapınaklarda Bütün etmişlerdi.
tanrı Ramses?i onlar
vermiş, yetki sınırsız rahiplerine getirmişti. hale
tesirsiz bölerek fı
rkalara
asyalıları içeride sonra,
oturttuktan rayına politikasını d?
?ş Ramses
II. etmişti. altüst
dengeleri bütün
dünyasındaki
zaman savaşı,
naklettik? neden
bilgiyi>Kur'ân-ı
Kerîm,
özellikle firavunun
kendisini tanrı ilan edecek kadar sapkın
olduğunu
vurgulamaktadır. Bilindiği gibi
Mısır firavunlarının
büyük bir kısmı kendilerinin tanrı
olduğunu iddia
etmişlerdir.
Ancak II. Ramses'in yanında bu firavunlar
üvertir
kalıyorlardı.
 
II.
Ramses'ten
ba?
?ka kendisini tanrı ilan ederek aşırı bir şekilde
ortaya çı
karan
bir başka firavun
bilinmemektedir.
Bazı arkeologlar II.
Ramses'in Hazret-i
Mûsâ aleyhisselamla
çağdaş olduğu kanaatindedirler.
Biz
de aynı kanaati paylaşacak
olursak hayret edilecek başka benzerlikler de
buluruz.
İslami kaynaklar, bu firavunun çok uzun
yaşadı
ğı
nı uzun süre tahtta kaldığını
vurgulamaktadırlar. Mısır
firavunları arasında da en çok tahtta
kalan (67 yıl) ve uzun yaşayan
(90
yıl) II. Ramses'tir.
Kur'ân-ı
Kerîm'de firavunun,
İsrâiloğullarını fırkalara
bölerek acımasızca ezdiğini
erkek
çocuklarını
öldürdüğ
ünü
ve kendilerini de zelil
ettiği buyurulmaktadır. Arkeolojik
belgeler; II. Ramses'in, Tanis
ve Kantir
şehirlerinin inşasında Habiru (veya
Hapiru)'ları kullandığını
göstermektedir. Habiru ismi, İbrani
isminin hiyeroglif metinlerdeki
transliterasyonudur
ve yalnızca yahudiler için
değil
bütün asyalı kavimler
için kullanılmaktadır.
Bu
topluluk, firavunun emriyle taş ocağı iş
çiliği, sütun
taş
ıyıcılığı ve tarım işçiliği
yaptırılan en
aşağı sı
nıftır. II. Ramses dönemi, Habiruların en
çok angaryaya
koşulduğu ve devasa tapınak ve heykellerin bu
insanlara
inşa ettirildiği
dönemdir.
Kur'ân-ı
Kerîm'de,
Âsiye hanımın firavuna bu
çocuğun
oğul olarak kabul
edilmesini istemişti. Moses, eski Mısır
dilinde (kıptice) oğul
anlamına
gelmektedir. Ra-Mose (Ra'nın oğlu),
Tut-Mose (Tut'un oğlu)
gibi... Dil
bilginleri Mûsâ isminin
kıptice Moses kelimesinden geldiğini
ileri
sürmektedirler.
Mûsâ aleyhisselam, annesi tarafından bir
sandık
içerisinde Nil nehrine bırakıldığında henüz ismi
konmamıştı. Zira annesi, bebek firavunun eline geçmesin diye en
yakı
nlarından bile doğumunu gizlemek zorunda kalmıştı. Nehirden
çı
karılan çocuğun annesi ve babası bilinemediğinden
ona yalnızca oğul
manasına gelen Moses/Mûsâ adı
verilmiş olabilir.
II.
Ramses'in 52 oğlu vardı ve
tümü
kendi sağlığındayken
ölmüşlerdi. Yani erkek evlat sıkı
ntısı vardı. Bu
sebeple
kendisinden sonra tahta, evlatlığı Mineptah
geçmişti.
Kur'ân-ı Kerîm'de; Hazret-i
Mûsâ
için Firavunun hanımı kocasına;
"Benim de, senin de
gözü aydın olsun. Onu
öldürmeyin. Bel ki bize
faydalı olur. Yahut onu oğul
ediniriz" demişti. Buradaki oğul edinme, eğer
öz evlatlar varsa
hiçbir şey ifade etmeyecektir. Demek
Kur'ân-ı
Kerîm'de anlatılan firavunun bir oğul sık?
?ntısı var ki
Âsiye annemiz firavunu bu zaafından vuruyor.
Kur'ân-ı Kerîm'de
anlatılan
Firavunun hanımının (Âsiye) davranışlarına biraz
dikkatlice
bakı
ldığında onun, firavn karşısında oldukça
cesur olduğu
görülür. Bir başka
görülen nokta da,
bu
kadar acımasız bir firavunun
Âsiye hanıma ayak direyememesidir. Bu
bizi,
Âsiye
hanımın arkasında hatırı sayılır bir
güç
olduğu
kanaatine götürmektedir. II.
Ramses'in bir düzine
karısı vardı. Bunlardan 7 ve 8. karısı
Hitit prensesleriydi. Hitit
imparatorluğu o
zamanın süper
gücüydü.
Meşhur Kadeş
savaşı ve barışı
sonunda II. Ramses, Hitit imparatoru
III. Hattuşil'in
büyük
kızıyla evlenmişti. II. Ramses,
bu prensesi haremine
katmayıp başkadın
yaptı. Tamamen siyasi olan bu
evlilikte ağır basan tarafın
Hititler olduğu anlaş
ılmaktadır. İşte bu
prenses II. Ramsesin 7. eşi olan Hitit
prensesiydi. Arkeolojik
verilere göre
ismi; Ma'at Hor-Neferure dir. Bu ismi M?
?sırlılar vermi?
?ti. Prensesin asıl
ismi bilinmemektedir. II. Ramses'in 8 karı
sı olan ikinci Hitit
prensesinin ne
Hititçe ve ne de Mısırca adı
henüz
bilinmemektedir.
Yalnızca II. Ramses'le evlendiği bilinmektedir. Eski
Mısı
r'a ait
hiç bir dökümanda hayatına ait bir
doküman bulunamamıştır. Belki de kraliçe olarak
Mısı
rlı
larca benimsenmemişti. Bu Hititli prenseslerin Mısır sarayında
politik bir
güç merkezi oluşturmaları
mümkündür. Başka bir ifadeyle Hititli eşlerin bazı
dokunulmazlıklarının olduğu muhakkaktır. Nitekim firavun,
israiloğullarına
ait
olduğu bilinen bir çocuğun saraya alınmasına
ses çı
karamamıştır. Dahası çocuğun kendi
gözü
önünde
büyümesine müdahale bile
edememiştir. O derece ki;
küçük
Mûsâ,
firavunun
yatağında, odasında ve sarayın her taraf?
?nda pervasızca
yaş
ayabilmektedir. Hatta bir gün elindeki sopayı
firavunun kafasına
vurup bir ba?
?ka günde sakalını çekince
öldürülmesi emredilecek fakat Âsiye hanım
bu
teşebbüsleri de engelleyecektir.
O yıllardaki
güçlü
Mısır'ı tehtid edecek tek
güç
dışarıdaydı. İçeride firavun her şeye
hakim,
insanları ve
toplumları istediği gibi yönetiyordu ancak dışar?
?da Hitit
imparatorluğu ile iyi geçinmek zorundaydı. Bu nedenle Hititli
prenseslerle
evlenmişti. Belki de Âsiye hanım, firavunun çok
çekindiği böylesine bir kuvvetin mensubuydu. Yoksa kendisini
tanrı
ilan edecek kadar sapık, yeni doğmuş bebekleri
öldürtecek kadar
cani ve erkekleri hadım ettirecek kadar
acı
masız olan bir insanın, karısını
çok sevdiği
için
evlatlığının yaptıklarına katlandığ?
?nı
düş
ünmek çok zordur.
Kur'ân-ı
Kerîm'de ve
hadis-i ş
eriflerde Âsiye hanımın acı
masız işkencelerle şehid
edildiğini
bildirmektedir. II. Ramsesin son yılları ve
evlatlığı
Merneptah'ın iktidar y?
?lları, Hitit imparatorluğunun
büyük bir kaosa düş
tüğü
dönemdir. Böylece Mısır için
Hitit tehlikesi
kalmad?
?ğı gibi Mısır'ı dünyanın bir numaralı
süper
gücü durumuna yükseltir. Bu durumda
siyasi bir
evlilik
yapmış olan Hitit prenseslerinin başına her
türlü şeyin
gelmesi mümkündür.
Mûsâ aleyhisselam?
?n hayatında iki
firavun
olduğu kanaatini taşırsak benzerlikler devam etmektedir.
Hazret-i
Mûsâ, peygamber olduktan sonra Allahü tealanın
emriyle
firavunun karşısına çıkar. Firavunla aralarında
müthiş
bir mücadele başlar. Firavun,
bütün
gücünü
Mûsâ aleyhisselamı ortadan
kaldırmak için
seferber eder. Bu mücadele, firavunun ordusuyla
beraber denizde
boğulmasıyla son bulur. II. Ramses'in yerine tahta
geçen
Merneptah, dünyanın bir numaralı süper
gücüne firavun olmuştu. Ancak anlaşılmaz bir şekelde
8-10
senelik saltanatı iç karışıklıklarla geçmiş ve
ölümüyle birlikte Mısır imparatorluğunun kudretli
ordusu
yok olmuş ve koca devlet haritadan silinivermiştir.

Firavun
Merneptah'a ait bir dikili taş.
Burada, İsrailoğullarına
karşı zafer kazanıldığı yazıl?
?dır.
Muhtemelen takibe
çıkılırken hazırlanmış
tı.
Kur'ân-ı Kerîm'de,
Mûsâ aleyhisselam karşı duran firavun ve halkına bir dizi
felaketin
verildiği buyurulmaktadır ki bunlar; "tufan/su basması,
kıtlık,
çekirge, kurbağa ve kan" dır. Londra British
Museum'da
kayıtlı olan papirüslerin birinde ise; bir
"büyücü"
yüzünden
Mısır'da meydana gelen bir dizi felaketten
bahsedilmektedir. Bunlar;
"Tahıl ürünlerini mahveden
su
baskını, farelenin
tarlalarda yığınlar oluşturması, pirelerin kasırga
gibi
yayılması, akrep ve
sineklerin her tarafı kaplaması"
olaylarıdır.
Hemen
bütün peygamberler hasımları
tarafından
"büyücü ve sihirbaz"
olarak
suçlanmışlardır. Firavn da Hazret-i
Mûsâ'ya;
"Ey sihirbaz..." diye hitap
etmişti.
Kur'ân-ı Kerîm'de
firavunun en
büyük yardımcısı olarak Haman'ın
ismi verilmiştir.
Bu
şahıs, firavunun imana gelmesini engellemiş,
Âsiye hanımın ş
ehid
edilmesine sebep olmuş,
Mûsâ aleyhisselamın
öldürülmesine çalışmış ve hicret
eden
İsrâiloğullarının imha edilmesi için firavunu teşvik
etmiştir.
II.
Ramses ve Merneptah dönemlerinde Amon rahipleri, dini bir
cemaat
olmalarının
yanısıra, firavunun meclisinde de en
büyük
siyasi
gücü oluşturuyorlardı.
Ayrıca şahıs ismi olarak M?
?sırlı
devlet adamlarının arasında
çok sayıda Amon, Amonefi
vb. gibi adlara
rastlanmaktadır.
II. Ramses
döneminde
Karnak'ta
inşa edilen
Amon
tapınağı.
Karnak,
Luksor'un 1-2
km. yakınında
tapınak ve devletin idare
binalarının
bulunduğu
yerdi
Kur'ân-ı
Kerîm,
Mûsâ aleyhisselamın peşine düşen
firavunun
denizde boğulduğunu ve cesedinin, sonraki nesiller için ibret olsun diye
d?
?şarı atıldığını ve sonrakilere ibret olsun diye muhafaza edildiğini
buyurmaktadır. Londra British Museum'daki söz konusu
papirüslerde "büyücü"
diye
suçlanan kişinin "muradına erdiği",
doğunun ve
batı
nın kralının "girdapta boğulduğu"
yazılıdır.
Yine aynı
papirüste
büyücü olarak
gösterilen kişi;
"...daha annesinin memesinden itibaren onu
kurtaranlara çok
şey
borçlu olan çocuktur."
1975-1976 senelerinde, Mineptah'ın mumyası
üzerinde yapılan araştırmalarda bu firavunun boğulma veya
boğulmayla
birlikte bir travmayla öldüğünü
belgelenmiştir.
İslami kaynaklarda, boğulma sırasında Cebrâil
aleyhisselamın bir
katkı
da bulunduğu kaydı da vardır. Mineptah
boğulduktan sonra sahile vuran
cesedi
mumyalanmış ve geride kalanlar
için bir ibret levhası olmak
üzere
saklanmıştı. Burada
dikkatleri çeken bir husus vardı
r. Tarih boyunca en
iyi korunan ve
bulunduktan sonra üzerlerinde en
çok ihtimam
gösterilen cesedler II. Ramses ve Mineptah'a ait
olanlarıdır.
ÇIKIŞ NOKTASI LUKSOR
Bütün bu
benzerlikler doğru ise İsrâiloğullarının çıkış
noktası da
tespit edilmiş olacaktır. Gerçi yahudi kaynakları
ısrarla
çı
kış noktasının kuzeyde delta bölgesinde
bulunan
GOŞEN olduğunu
naklederler. Oysa belgelere baktığımızda
hiçte
böyle olmadı
ğı görülecektir.
Nitekim olaylara baktı
ğımızda en uygun ş
ehrin, güneyde bulunan
Luksor şehridir.
Dönemin firavunu
içeride çok
güçlüdür. Bu
kudretini insanları
sınıflara
ayırarak zayıf düşürmesinden
alıyordu.
Bunlardan
İsrâiloğullarını kendi civarına yerleştirmişti.
Bunu,
Hazret-i
Mûsâ'nın doğumundan hemen sonra bir
sand?
?k
içerisinde Nil nehrine bırakılmasında ve saraylılar
tarafından
görülüp kenara alınmasından
anlıyoruz. Hatta
Hazret-i
Mûsâ'nın ablası
sandığı Nil boyunca takip
etmiş onun
Firavunun adamlarınca
çıkarıldığını
görmüş
tür.
İsrâiloğulları, Firavunun
öylesine elinin
altı
ndadır ki, onlara her istediği zulmü
yapabilmektedir. Bunlardan birisi
de onların
çoğalmalarını
engellemekti. Bu nüfus
planlaması için
üç
kademeli bir plan uyguluyordu.
Mesela erkeklerini hadım ediyor,
seçtikleri
kadınlara el koyuyorlar ve
onların kıptilerden çocuk
sahibi olması
nı sağlıyorlar bu arada
kazara dünyaya gelen erkek
çocuklarını da
öldürtüyordu. Bunları
kolayca
yapabilmesi
İsrâiloğullarının kaçacak bir yerleri
olmadığı
nı
göstermektedir.
Hazret-i Yûsuf,
İsrâiloğullarını kuzeyde, delta bölgesinde bulunan
Goşen
diyarına yerleştirmişti. Burada rahat ve özgür bir
şekilde ya?
?ı
yorlardı. Hazret-i Yûsuf vefat edince durumları
değişmiş ve ağ
ır
baskılar altına alınmışlardı. Bir topluluğu
zayıf düş
ürmek için başvurulan yollardan birisi
de
tehcir/sürgündür. Dolayısıyla
Goşen'deki
sağlam
Yahudi toplumun belini kırmak için vurulan
ilk darbe
sürgün
olmalıdır. Dolayısıyla Hazret-i
Mûsâ döneminde
Goşen'de değil
çok
uzaklarda bir yerde olmaları gerekmektedir. Tarihi
kaynaklara
göre en uygun
yer güneydeki Luksor'dur. Burası,
İsrâiloğulları
için adeta dünya ile irtibatlarının
kesildiği bir yerdir.
Çıkış
öncesi İsrâiloğ
ulları
Firavun'dan,
çölde 3 günlük
mesafede bir
yerde bayram
için izin isterler. Kuzeydeki Goşen dolaylarında
böyle
bir
bölge ancak Sina yarımadasında bulunmaktadır.
Oysa Sina'ya
denizin yarılması sonucu geçilmişti. Bu da
çıkış
noktasının Goşen'den başka bir yer olmasını
gerektirmektedir.
Firavun, 3 günün sonunda
İsrâiloğ
ullarının dönmediklerini öğrenince veya
çıkış
için verdiği izinden vazgeçince civar
ş
ehirlere/nomlara asker
toplayıcıları gönderir. Kuvvetli bir ordu
kurarak
bizzat başlarına
geçer. Niyeti İsrâiloğullarını
tamamen
imha etmektir.
Bütün bu hazırlıklar ve asker
toplama işleri, o
zaman şartları
nda en az 9-10 günlük bir
iştir. Buna 3
günlük
çöl yolunu da
katarsak 15 gün
civarında bir süre
çıkar ki, bu
süre GOŞEN-
SÜVEYŞ arası için
çok
fazladır. Fakat LUKSOR-
SÜVEYŞ arası için en
ideal
süredir.
Kur'ân-ı Kerîm'de Hazret-i
Mûsâ'nın öldürüleceğini
haber
veren saraya mensup mümin kişiden bahsedilir. Bu zat, aksa'l
medine/ş
ehrin en uç noktasından gelmiştir. Bu tanımlamaya
eygun
yer Luksor ve
Karnak şehirleridir. Bugün iki ayrı şehir yeri gibi
gözükse
de o dönemde birleşiktiler. Nil kenarındaki
Luksor daha ziyade yerleşim
yeriyken bir iki km. içeride bulunan Karnak
tapınakların ve sarayların
bulunduğu bir yerdi. Bir başka ifadeyle her ikisi de
birbiri için aksa'l
medine'dir.
O halde neden yahudi kaynakları Goşen'de
ısrarlı
lar
diye bir soru akla gelebilir. Yahudi bilginleri tarihlerindeki pek
çok noktayı
sanki
hiç yaşanmamış gibi
göstermek istemişlerdir. Bundan,
bir ş
eylerin gizlenmeye
çalışıldığı anlaşılmaktadır.
İsrâiloğullarının tarihi gibi gizlenmeye çalışılan bir
başka
toplum tarihi yoktur. Burada da aynı gayretkeşliği görebiliriz.
Hahamların
bundaki amacının ne olduğunu araştırmacılar ortaya
koyacaklardır.
Arkeolojik buluntularda pek çok müphem
nokta
bulunmaktadır. Kazıların eski hızında devam etmemesi ve
şimdiye
kadar ele
geçen bulguların İslami kaynakların
süzgecinden
geçirilmemiş olması, bu müphem
noktaların anlaşılmas?
?na
mani olmaktadır. Kazılarda ele
geçenleri inceleyecek "ehil
ellere" şiddetle
ihtiyaç vardır.
II.
Ramses ve
Mineptah'ın, Mûsâ
aleyhisselamla çağ
daş
olduğu kesinleşir ise; "Onbinlerce
suçsuç bebeği
öldürtten, insanlara zulmeden
ve Mûsâ
aleyhisselamın henüz
küçük bir
çocuk
iken değnekle kafasına
vurduğu firavun işte bu, II.
Ramses'tir. Diğeri de
Mûsâ
aleyhisselamın tebliğine
ayak direyen, hicret ederken imha
etmek için takip
eden ve bu uğurda
helak olanın mumyalanmış bedende
müşahhas
tanığıdır" diyebileceğiz.

<
/p&g
t;
n
Çıkış güzergahında bulunan
Süveyş körfezi kıyılarından
bir
görünüş.
p>
;
SUYUN ÖBÜR
TARAFI
Mûsâ aleyhisselam, israiloğullarını Sina
taraf?
?na geçirdiğinde yaşanan olayları detaylı bir şekilde
Kur'ân-ı Kerîm'de görmekteyiz. Tahrif
edilmiş
olmasına rağmen bazı benzer olayları Kitab-ı Mukaddeste de
görmekteyiz. Kitab-ı Mukaddes detaylı bir şekilde incelendiğinde
olayların
etrafının bulandırıldığını ve sanki bir şeylerin
gizlenmek
istediğini
görürüz.
Kur'ân-ı
Kerîm'de
ise bu gizlenen noktaların
detaylı bir şekilde
açıklandığına şahid
olmaktayız.
Gizlenmek istenen olaylar,
İsrâiloğullarının karakter zaaflar?
?nı
gözler
önüne seren refleksleridir. Bu nedenle olsa gerek,
yahudi bilginler,
Tevrat'ı tahrif etmek bahasına gerçek bilgileri
yok
etmişlerdir.
Yine Kur'ân-ı Kerîm, Sina
çölünde yaşanan olayları, onların başına
kakarcasına anlatmıştır. |