İdris Peygamber
"EY MUHAMMED!.. KİTAB'ta
İDRİS'E DAİR SÖYLEDİKLERİMİZİ DE AN...
ÇÜNKÜ O, DOSDOĞRU BİR
PEYGAMBERDİ.
ONU YÜCE BİR YERE
YÜKSELTTİK"
Meryem; 56-57
İdris aleyhisselam, insanlığın ilk
devirlerinde
ve
tufandan önce yaşamıştır. Hemen her toplum, onun
en
büyük hatırasını, yani; "ölmeden
önce göğe çekilmesini" çeşitli
efsanelerde yaşatmaktadır. Dünyanın pek çok toplumuna
ait
efsanelerde aynen Tufan olayı gibi İdris aleyhisselamın hayatını
çağ
rıştıran izlere rastlamak
mümkündür.
Bu durum, İdris
aleyhisselamın,
insanlığın henüz şafak vaktinde
yeryüzünde
görev yaptığını
göstermektedir.
Adem aleyhisselam ile
İdris aleyhisselam arasında ismi bilinen
sadece Şit
aleyhisselam'dır.
İdris aleyhisselam insanlık tarihinde
bir
dönüm
noktasıdır. İnsanlara her alanda medeni ve insanca
yaşamanın yollarını bizzat
uygulayarak göstermiştir.
Matematikten
astronomiye pek çok bilim
dalı onun sayesinde ortaya
çıkm?
?ştır.
İnsanı bizzat insan eğitmiştir.
Bu ise peygamberler vası
tası
yla olmuştur. Eğer insan eğitilmeseydi, vahşi
dünya şartları
karşısı
nda yok olur giderdi. İnsanın
yegâne mal varlığı
zekasıdır. Bu
zekayı eğiten ise
Allahü teala olmuştur. İnsan
zekası Allahü
teala ile ancak
peygamberler vasıtasıyla muhatap
olabilmiştir. İnsan, her şeyi
bütünüyle istismar
edebildiği gibi, ilimleri ve eğitimleri
de
istismar etmiş, kendi heva ve hevesine
uydurmuştur.
Kur'ân-ı
Kerîm'de bunun bir
örneği
Hârût ve
Mârût kıssası
nda
anlatılmaktadır. Kendilerine öğ
retilen bir ilmi, karı koca arasını
ayırmakta nasıl kullandıkları
gösterilmiştir. Aynı şekilde,
mesela
astronomi bilimini öğreten
peygamberlerin yaptırdıkları
gözlemevleri birer putperest tapınağı
haline getirilmiş, saygı
duyulan
insanlar ise putlaştırılmıştır. Mesela
Âdem
aleyhisselamın oğlu
Şit aleyhisselamın ismi putlaştırılarak Mı
sır
panteonuna Seth isminde
geçmiştir. Aynı şekilde İdris
aleyhisselamın eshabından olan bilgin
kişiler ve özellikle melek
isimleri, Nuh
kavminin tapındıkları birer tanrı
keykelleri haline
dönüş
üvermişlerdir.
Peygamberlerin etkilerini yine arkeolojik buluntularda
görebilmekteyiz. Bugün ancak astronomi biliminde kullanılan
rakamlara
binlerce sene önce rastlayabilmekteyiz. Sonrasında
müthiş bir
kopukluk olmuştur. Övüle
övüle bitirilemeyen
Yunan medeniyeti MÖ 5. yy. da
zirvedeyken her 10.000 sayısı
"sayılamayacak kadar
kalabalı
k" idi. Milyon kavramı islam
dünyasında 7.
Asırda, batıda
ise 19. Yüzyılda doğmuştur.
Ama mesela
Koyuncuk'ta bulunan bir
tabletteki sayısal dizinin toplamı, bizim
say?
?mızla 195.955.200.000.000 ile yani
Descartes ve Leibniz zamanında
herhangi bir
biçimde hesap sınırları
içine
alınmamış bir saylı ile dile
getirilmiştir. O dönem
insanları bu
bilgiyi peygamberlerinden almışlar ancak
bir müddet sonra
putperestlik
ve falcılık gibi sapkınlıklarına alet etmiş
lerdir.
KİMLİĞİ
İdris
ismi
Kur'ân-ı Kerîm'de iki yerde geçer.
Bu ayet
-i
Kerîmelerde şu şekilde anılmaktadır; "Ey
Muhammed...
Kitapta
İdris'e söylediklerimizi de an.
Çünkü o,
dosdoğru bir peygamberdi. Onu
yüce
bir yere yükselttik."
"Ey Muhammed;
İsmail, İdris ve
Zü'l Kifl hakkında anlattı
ğımızı da an.
Onların herbiri
sabredenlerdendi."
İdris kelimesi
"ders"
kökünden gelen bir kelimedir.
Allahü tealanın
kendisine
verdiği 30 sayfalık kitaptan insanlara
çokça ders
verdiği
için bu isim kendisine verilmiştir.
Asıl adının Hanuh
olduğu rivayet
edilmektedir. Hanımının adıysa
Hadane'dir. İdris
aleyhisselam beyaz tenli,
uzun boylu, topluca, geniş
göğüslü, sakalı sık,
güzel
yüzlü, yürürken adımlarını
sı
kça atan, daima önüne bakan bir insan olarak
tasvir
edilmiştir.
Babil'de veya Mısır'ın
Münif/Menef
ş
ehrinde doğduğu nakledilmiştir. Babil'de doğup
Mısır'a hicret
ettiği de
kaydedilmiştir. Kaynaklarda Âdem
aleyhisselamın 6. kuşaktan
torunu olduğu
yazılıdır ki soy ağacı
şöyledir; İdris aleyhisselam,
Yerd, Mehlail, Kinan,
Enuş, Şit
aleyhisselam, Âdem aleyhisselam.
Âdem aleyhisselamdan
beridir nesilden nesile
geçen ve her kimdeyse parlayan Muhammedi nuru
137 sene taşıdığ
ı
rivayet edilmiştir. Hadane hamile kalınca bu nur
Hadane'ye, ondan da oğ
lu
Metuşaleh'in alnına geçti.
İLİMLERİN
ATASI
İdris
aleyhisselam, insanlık tarihindeki
pek
çok ilkin sahibidir. Bunların bazıları
kaynaklarda
şöyle
geçmektedir; "Kalemin keşfi ve
yazmada
kullanımı, ilimlerin
tasnifi ve ilk kez yıldızların hareketlerinin incelenmesi,
astronomi hesaplarının
yapımı, atın evcilleştirilmesi, okun keşfi, Allah
yolunda
ilk kez düzenli
birlikler kurup sıcak harbe girişmek, ilk kumaş
dokuyarak elbise
yapmak ki, o
zamana kadar insanlar, örtünmek
için hayvan
derilerinden
giyecek yapıyorlardı, şehir kurma
sanatı." Ayrıca Şit
aleyhisselamdan sonra kimseye verilmeyen gizli
ilimler kitabının da verildiğinden
bahsedilmektedir.
Yukarıda verdiğimiz bilgilere uzun süre bilim
adına
dudak bükülmüştü. Hatta bu
bilgilerin bir
İsrâiliyat yığını olduğunu ileri sürenler dahi
olmuştu.
Oysa,
özellikle insan zekası ve medeniyetleri üzerine
yapılan
araştı
rmalar bunun böyle olmadığını
göstermektedir. Bir
kere insanın
ortaya çıkışı ani
olmuştur. Sonra bilimde, sıfır
noktasından
öyle
sıçramalar yaşanmıştır ki, normal
insan zekasının
kaldırabilmesi mümkün değildir. Mesela,
Sümerlerin
ortaya
koydukları medeniyet sanki gökten inmiş gibi
aniden ortaya
çı
kmıştır. "42 harflik bir alfabe, yelkenli gemi,
hiyerarşik bir toplum
düzeni, bugün bile geçerliliğini
koruyan astronomik bilgiler, bir
dakikanın 60 saniyeden meydana geldiğinin
bilinmesi,
mükemmel bir kent
mimarisi, kare, küp, evrik değerler
ve pisagor
hesapları yapı
labilmesi..." MÖ 4000
yıllarında
böylesine bilgileri bu
topluma kim öğretmişti? Bir
dairenin 360
dereceye
bölünebileceğini kimden
öğrenmişlerdi?
Binlerce yıl
önceden kalma eserlerin nasıl
yapılabildiğinin cevabı,
erişilen
bugünkü ilmi birikime
rağmen verilememektedir. Nil
deltasındaki
piramitlerden Nevşehir yer altı
şehirlerine, pek çok eserin
sırrı hala
anlaşılamamıştır.
Modern bilim bu sıçramaların
cevabını
arayadursun biz, İslam
alimlerinin eserlerinden süzülen
bilgilerle
geçmişin
karanlığına ışık tutmaya çalı?
?alım.
YAŞADIĞI
DÖNEM
İdris aleyhisselamın
yaşad?
?ğ
ı dönem tufan öncesidir. Ancak Âdem
aleyhisselam
ile tufan
arasında geçen yüzyılların ne
kadar olduğu ve bu
asırların
hangisinde yaşadığı şimdilik kesin olarak
bilinmemektedir. Ancak
kaynakların
ittifakla belittiğine göre bu
süre içerisinde
yaşayan 10 ku?
?aktan 7. sinde hayat
sürmüştür. Nuh
aleyhisselamın ya?
?adığı
uzun süre
gözönünde bulundurulursa
tahmini
bir tarihleme yapmak
mümkün olacaktır, fakat bir şartla; O da
tufanın hangi tarihte
meydana geldiğinin tespit edilmesidir. Bu da ancak Nuh
aleyhisselamın gemisinin
bulunmasıyla gerçekleşebilecektir.
Kur'ân-ı Kerîm ve Eski
Ahit'te
ilk
insanların sürdükleri ömür
yüzlerle
ifade
edilirken Mezopotamya tabletleri binlerce yıl süren
ömürden
bahsetmektedir. Tabletlere göre ilk sekiz
hükümdar toplam
241.200 yıl egemen olmuşlardır. Eğer
onunu birden sayarsak karşımıza
456.000 rakamı çıkar ki bu,
ilk
insandan tufana kadar olan süreyi
ifade etmektedir. Bu durum,
Mezopotamya
medeniyetlerindeki zaman anlayışının
veya onlu sayı
sisteminin farklı
olduğunu göstermektedir.
Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde
Âdem
aleyhisselamla tufan
arasında 10 karn (kuş
ak/nesil/dönem)
bulunduğunu bildirmişlerdir.
Sümer listelerinde de
tufan öncesi
hüküm
süren 10 isimden
bahsedilmektedir. Bunlardan
yedincisi olan
hükümdar, tüm
bilimlerde özel
bir bilgeliğe sahip
olmakla birlikte din adamlığıyla uğraş
an ilk kişi olarak
gösterilir. İslami
kaynaklar; İdris aleyhisselam
peygamberliğinin
yanısıra, hikmet ve sultanlık verildiğ
ini, bu nedenle kendisine;
"müselles bi'n ni'me / kendisine
peşpeşe
nimetler
verilen" denildiğini yazmaktadır. Sümer kral
listelerine
göre onuncu kral zamanında tufan olmuştur. İslami kaynaklarda da
İdris
aleyhisselamdan üç kuşak sonra (10. kuşakta)
tufanın
yaş
andığı yazılıdır.
Eski Ahid'e göre
tufan
öncesi hüküm süren 7.
hükümdarın ismi Hanok'tur ve 10.
hükümdar
zamanında tufan olmuştur. Hanok,
ölmeden
önce göğe
alınmıştır. Bir başka
özelliği de;
insanlar arasında yazmayı,
bilgeliği ve bilgiyi ilk
öğrenmiş kişidir.
PEYGAMBERLİĞİ
İdris
aleyhisselam, peygamberlikle şereflendikten sonra Cebrâil
aleyhisselam kendisine
4 defa gelerek 30 sahife getirmiştir. Onun şeriatında;
"Allah'a,
öldükten sonra dirilmeye, kadere,
hayır
ve şerrin Allah'tan
geldiğine, meleklere, peygamberlere ve ahir
zamanda gelecek
olan son peygamber Ahmed
aleyhisselama inanmak, namaz
kılmak, oruç
tutmak, domuz, köpek ve
eşek eti yememek,
aklı gideren maddelerden
sakınmak" emredilmiştir.
İdris aleyhisselam
döneminde insanlar Şit ve
Kâbîl toplumu olarak ikiye
bölünmüş
tü. Şit toplumu
müslüman idi. Kâbîl toplumu
ise tam
anlamıyla
yoldan çıkmıştı. Sorumsuz bir hayat süren
Kâbîl topluluğuna özenen Şitoğullarından insanlar,
kafile
kafile onlara katılmaya başlamışlardı. İdris aleyhisselam bunların
önünü alabilmek için kendisine inananlardan
oluş
an silahlı bir kuvvet kurmuştu. Ok ve yayı keşfederek
Kâbîloğ
ullarını sindirdi. Bu uğurda pek çok
sı
kıntıya göğ
üs germiş ve sabretmişti. İdris
aleyhisselam,
kendisinden sonra
büyük bir tufan felaketinin
yaşanacağını,
ancak
müminlerin bu felaketten kurtulacağını
en ince ayrıntılarına
kadar
bildirmişti. Buna rağmen kendisinden sonra
putperestlik ortaya çı
kmış ve
Nuh aleyhisselam
döneminde de tufan meydana gelmişti.
GÖĞE
ALINIŞI
İdris aleyhisselam normal bir
ölümle vefat etmemiş, Allahü tealanın izniyle
göğe alınmıştır. Göğe çıkarılmadan
önce oğlu Metuşelah'ı yerine vekil olarak bırakmıştır.
Kaynaklar onun, Îsâ aleyhisselamla birlikte aynı hayat
tabakası
nda
dünyevi cisimlerini muhafaza ederek ancak
dünyevi
ihtiyaçlardan kurtulmuş bir şekilde
yaşadıklarını bildirmişlerdir.
Bazı müfessirler,
"Bugün hayatta olan dört
peygamber vardır ki, ikisi
yerde, ikisi de göktedir. Yerdekiler Hızır ve
İlyas,
göktekiler
ise İdris ve Îsâ
aleyhimüsselamdı
r."
demişlerdir. Efendimiz Mi'rac
gecesinde Cebrâil alehisselamla
birlikte dördüncü
kat göğe geldiklerinde
İdris
aleyhisselamla karşılaşmışlardır.
Cebrâil
aleyhisselamın tanış
tırması üzerine Efendimiz
selam vermişler,
İdris aleyhisselam da karşı
lığında; "Hoş geldin,
sefa geldin
sâlih kardeş, sâlih
peygamber" diyerek hay?
?r duada
bulunmuştur.
PİRAMİTLER
Geçmişimiz tarandığında, İnsanlık tarihinde
çok
belirgin bir bilgi kesintisi olduğunu görebiliriz. Bunun en
belirgin
örneği
pirametlerdir. Kahire'de, Nil'in batı
yakasında birbirine
sırt vermiş 3
piramet bulunmaktadır. Bunların Keops,
Kefren ve Mikerinos
tarafından yapıldı
ğı iddia edilir. Bunların
içerisinde
Keops'un hikayesi
oldukça ilginçtir.
Keopsun piramidi inşa ettirdiği iddiası
iki kaynağa
dayanmaktadır. Birincisi tarihçi Herodot'tur. Herodot, piramit
yapı
mcısının ismini Keops olarak vermiştir. Keops, Mısırca Khufu
kelimesinin
yunancasıdır. Sicilyalı Diodoros'un yazılarında ise bu
firavunun adı
Kemnis'dir. İkinci iddia ise, piramidin yük azaltma
odalarından birinde
yer
alan bir kelimelik yazıttır. Piramitin diğer taraflarında
bununla ilgili tek yazı
olmamasına rağmen gözlerden ırak bu odada
duvara yazılmış
"Khufu" ismi, piramidin yapımcısı
olarak kabul
görmüştür. Arkeolojide bilim adamları
bir şey keş
fettiklerinde teşhis koymak için acele etmezler zira
bulunan en ufak bir bulgu
bile
daha önce yazılan dünya
tarihlerini ve kronolojileri allak bullak
edebilir.
Bu nedenle buldukları veriyi
kuvvetlendirici başka veriler ararlar. Oysa burada
durum tam
tersine olmuş ve
bütün dünyaya piramidin
yapımcısı
olarak
Khufu/Keops'un ismi verilmişti. İşte, dananın
kuyruğunu kopartan nokta
da burası olmuştu. Kuyruğu koparan da, Antik Doğu
Dilleri uzmanlarından
Mısır
asıllı Amerikalı oryantalist Zekeriya
Sitchin'dir.
"Evrene
Çıkan Basamaklar" isimli
kitabının
XIII.
bölümünde şu tespitlerde bulunur;
İngiliz Hassa
subayları
ndan Howard Vyse, 29 Aralık 1835'te Mısı
r'a
geldiğinde; piramitlerin
sakladığı sırlar kendisini
büyüler.
Fakat burada, meşhur olmak
için de eline tarihi
bir fırsatın
geçtiğini bilir. Buradaki arkeolojik
çalışmalara
katılır.
Vyse'nin başını çektiği bir
arkeolojik
çalışmada, piramidin içerisindeki sözkonusu
"K-hu-f-u" yazısı görülür.
Böylece bütün dünya bunu
öğrenir.
Howard da amacına kavuşarak meşhur olur.

Mısır'ın başşehri Kahire
yakı
nlarındaki Giza'da bulunan piramitler
hala bilinmezliklerini
koruyorlar.
Fakat başka
gerçekler de vardır. Bir kere, piramitte
kullanılan yaklaşık 2
milyon taş bloğun hiç bir yerinde her hangi bir
isme
rastlanmaz. Bu olay
arkeologların garibine gider. İtiraz edecek olsalar da o
günkü
zafer naraları arasında duyulmaz. İtiraz edenlerden birisi
de
Hiyeroglif uzmanı
Samuel Brek'tir. K-hu-f-u yazısı bu bilim adamını
kuş
kulandırır.
Yazı, Keops'un zamanında kullanılmayan ancak
yüzyıllar
sonra ortaya çıkan harflerle yazılmıştır.
Ancak bu
yazıyı
yazan şahıs bu odaya nasıl girmiştir. Zira piramidin yapı
ldığı
günden o güne kadar hiç bir insanın buraya
girmesi
mümkün değildir. Hatta Vyes ve ekibi, girişi bulamadı
kları
için dinamit patlatarak içeri girebilmişlerdi. Yazıya biraz
daha bak?
?lınca mesele anlaşıldı. Şöyle ki; Bilim adamı değil
sı
radan bir asker
olan Howard Vyse, hiyeroglifle ilgili dönemin tek standart
kitabı
sayılan
"Materia Hieroglyphica" isimli kitabını
kullanmış
tı.
Üstelik, 1828'de John Gardner Wilkinson
tarafından yazılmı
ş
klavuzda "K-hu-f-u" kelimesi
yanlış olarak verilmişti.
"K" sessiz harfi,
güneşin simgesi olan
"Re" ile temsil edilmişti.
Sahtekar ingiliz, Keops'tan
yüzyıllar sonra kullanılan bir yazı
türünü
kullanmakla kalmamış, kitaptaki imla
hatasını da aynen geçirmişti.
Yazı da kullanılan kırmızı
aşıboyası da, Kahire sokaklarında
bulunan bir
aktardan kolayca satın
alınabilecek bir maddeydi. Vyse bu arada
amacına kavuş
muş ve
dünya çapında meşhur olmuş
tu. Ya tarih bilimine
attı
ğı kazık ne olacaktı?..
Piramid Keops'a ait değilse
kimindi?
Pramitini taş
duvarları arasında
görünürde ne bir heykel,
ne bir
büst ve ne bir
yazı vardı. Eski Mısır'ın Keops'tan
sonraki kronolojisi
kesintisiz olarak biliniyor. Piramidin yapımcısı Keops değilse
Keops'tan
çok önceleri yaşamış olmalı. Bu;
"neden bu
piramitin aynısının veya benzerinin bir daha
yapılamadı
ğ?
?nı" cevaplamaktadır. Keops, piramit inşa
bilgisinin unutulduğu bir
dönemde yaşamıştı.
Mısır halk efsanelerinde
ilginç bir detay bize
belki bir ipucu verebilir, şöyle ki; Mısı
r'ın tufan
öncesi hükümdarlarından birisi de
Saurid'dir.
Başşehri ise Amsus'tu. Kahiredeki iki
büyük
piramidi
yaptıran da oydu. Yaptırma nedeni
Saurid'in tufandan 300 sene
önce gördüğ
ü rüya idi.
Bu
efsanede gerçeklik
payı var ise, piramitlerin
tufandan eski olması gerekir. Bu
da piramitlerden başka
neden piramit
yapılamadığının cevabını vermektedir.
Tufan, o zamana
kadar gelen
bütün medeniyetleri silip
süpürmüştü. Efsaneye göre
Saurid,
in?
?aatlar bitince piramitin en tepesine bir yazıt dikti. Üzerine ismini
ve
piramitleri 6
senede inşa ettirdiğini yazdırdı. Bu yazının, Abbasiler
döneminde deş
ifre edildiğini kaynaklardan öğreniyoruz. İki
piramitin; "düş
en akbaba yengeç burcundayken
yapı
ldığı" yazılıydı.
Bu tarihten Efendimizin hicretine kadar
36 bin
güneş yılının
geçtiği hesaplanmış. Yani;
MÖ. 35.000 civarı...
Bunlar elbette doğruluğu
henüz kanıtlanamamış
kayıtlardır. Ama bilinen bir
gerçek
vardır o da, piramitlerin inşasıyla ilgili
hiçbir
verinin olmayışıdır.
Öyle ki, Eski Mısır tarihi kadar
didik didik
edilen ikinci bir medeniyet yoktur.
Buna rağmen piramitlerle ilgili hiçbir
ipucu bulunamamıştır. Bu da,
piramitlerin Tufandan önce
yapılmış
olduğunu ortaya koyabilir. İbn-i
Batuta (14. yy), İdris aleyhisselam
tarafından,
içlerinde bilimsel kitapları
ve başka değerli eşyaları
kurtarmak
için "tufandan
önce" piramitleri
yaptırdığı
nı nakletmektedir.
Gelelim piramitlerin inşa şekline.
Bu da bir başka
bilinmeyendir.
Başta Herodot olmak üzere
pekçok
tarihçi ve bilim
adamı hipotezler ileri
sürülmüşlerse de hiçbirinin
mantıklı
tarafı bulunamamıştır. Çölün orta yerine
her
biri
ortalama 2 ton ağırlığında 2 milyon adet bloğun nasıl
yükseldiği
hususunda neler söylenmedi ki, sonunda işin
kolayına kaçarak
piramitlerin uzaylılarca yapıldığını dahi
ileri
sürüldü.
Oysa bunları yapan insanoğluydu.
1979 yılında
Fransa'nın Grenoble şehrinde
toplanan II. Uluslararası Eski Mısır Tarihi
Kongresinde üyeler, uzman
kimyacı Dr. Davidovits Klemm'in
açıklamalarıyla
oldukça şaşkın anlar yaşadılar. Dr.
Klemm, piramitleri
oluşturan
blokların granit değil, mahiyeti henüz bilinemeyen
bir beton
türü olduğunu ortaya attı. Doğal bir granit taşı genelde
homojendir. Fakat piramitteki bloklar hava kabarcıkları ihtiva ediyorlardı. Dr.
Klemm,
Kahire'deki Ayn Şems Üniversitesi uzmanlarıyla işbirliği
yaparak 1974
senesinde büyük piramitlerde elektro manyetik
ölçümlere girişir. Blokların içine
salınan
yüksek frekanslı dalgaların, kuru blok tarafından
tamamıyla yansı
tı
lmaması gerekiyordu. Bu tür
ölçümlerle
gizli
geçitler ve odalar
keşfedilmesi umuluyordu. Zira piramitlerin,
bütün Giza
çölleri gibi kuru olacağı
düşünülüyordu. Fakat
ölçüm sonuçları tam bir
şaşkınlık
uyandırdı. Kuru sanılan bloklar yüksek
düzeyde nem
içeriyordu. Prof. Davidovits Klemm'in
vardığı sonuç;
taş
blokların yapay olduğuydu. Bu taşlardan
örnek alan
Profesör,
inceleme esnasında 20 cm. uzunluğunda
bir saç kı
lı bulunca
hiç şaşırmadı. Bu beton
karıştırıcısı bir
Mısırlıya ait
olmalıydı.
Doğrusu da bu olmalı zira
çölün orta
yerine bu kadar granit blokların getirilmesi
mümkün olsa bile
böyle bir piramidin inşa edilmesi
için insan ömrü
kafi gelmeyecekti. Ama
çölde en bol bulunan kum, blokların
hammaddesi olunca
bütün sorunlar
çözümleniveriyor.
İdris aleyhisselamdan bahseden kaynaklar
onun bina ve
şehir
kurmakta da öncü olduğunu vurgulamaktadır.
Bunun
ilkel bir bina
ve şehir olmaması gerekir. O zamana kadar benzeri
görülmemiş
bir teknik kullanmış olmalıdır. Zira İdris
aleyhisselam, insan medeniyetinin
hemen başlarında
yeryüzünde
yaşamıştı.
|