Peygamberimiz Muhammed S.A.V "MUHAMMED aleyhisselam ALLAH'IN
PEYGAMBERİDİR. ONUNLA BİRLİKTE OLANLAR KAFİRLERE KARŞI
ÇOK ŞİDDETLİ, KENDİ ARALARINDA İSE GAYET
MERHAMETLİDİRLER. ONLARI RÜKU VE SECDE EDER HALDE
ALLAH'TAN SEVAP VE RIZA İSTEDİKLERİNİ
GÖRÜRSÜN. SECDE ESERİNDEN NİŞANLARI
YÜZLERİNDEDİR. İŞTE ONLARIN TEVRAT'TAKİ
VASIFLARI
BUDUR.
İNCİL'DEKİ VASIFLARI İSE
ŞÖYLEDİR.
ONLAR; FİLİZİNİ ÇIKARMIŞ BİR
EKİNE BENZERLER. DERKEN O
FİLİZİ KUVVETLENDİRMİŞ DE
KALINLAŞMIŞ, NİHAYET
GÖVDELERİ ÜZERİNDE
DOĞRULUP KALKAN,
EKİNCİLERİN
HOŞUNA GİDİYOR."
(Feth; 29)
Feth suresinin son yarım
sayfasında apaçık bir
ş
ekilde Efendimiz ve dostları / eshab-ı
kiramın Tevrat ve İncil'de yer
aldığ
ı, çeşitli
özellikleri anılarak
övüldüğü
kayıtlıdır.
Kur'ân
-ı Kerîm'de bir
kaç yerde daha
benzer ayet-i kerîmeler
görmekteyiz.
Kur'ân-ı
Kerîm açı
kça bunun
böyle olduğunu ilan
etmektedir. Kur'ân-ı
Kerîm bugüne kadar tahrif
edilmeden gelen tek kaynaktır.
Dolayıs?
?yla içerisinde
gerçeğe aykırı hiç
bir kayıt
bulunmaz. Bu noktadan
hareketle, kutsal olarak
görülen tüm
kitaplar tarandığ?
?nda
görülen harikulade satırlar
müslümanlar
için sürpriz olmamaktadır. İslam
tarihinde Efendimiz ile
özellikle yahudi bilginlerin arasında geçen
konuşmalardan
açıkça eski kutsal metinlerde Efendimizle ilgili
bazı
şeylerin
saklandığını görmekteyiz. Kur'ân-ı
Kerîm
bunu şöyle açıklamaktadır;
"Allah'ın
indirdiği kitabdan hazret-i Peygamberin vasfını
gizleyip te
bununla biraz para alanlar
var ya, kıyamet gününde
yedikleri
rüşvet onların
karınlarında ancak ateş olur... Onlara
yalnızca acı
klı bir azap vardı
r." Bir başka ayet-i
Kerîmede ise şöyle
buyurulmaktadır; "Kendilerine
kitap verdiklerimiz Muhammed aleyhisselamı
öz oğullarını tanır
gibi yakından tanırlar. Böyle iken
içlerinden bir topluluk hak
ve hakikati bile bile gizlerler."
Kutsal kitaplarda Efendimizden ve
onun kutlu sahabelerinden gerek
açıkça ve gerekse işaret
olarak bahsedilen satırlar ya
tamamen
veya kısmen tahrif edilmiştir. Tahrif
edenler de bizzat yahudi din adamları
olmuştur.
Bunu, tahrif edilmiş olmalarına
rağmen İncillerde de açı
kça
görebilmekteyiz;
"Vay başınıza ey din
adamları,
çünkü siz bilgi anahtarını kaldırdı
nız.
Kendiniz
girmediniz, girenleri de bırakmadınız."
SAKLANAMAYANLAR
Kadim kitaplarda
göreceğ
imiz bu satırlar mitseldir ve literal olarak (söze bağlı
kalınarak) alındığ
ı taktirde, ilk bakışta bir mana ifade etmeyebilir ancak
eldeki tarihi verilerle karşı
laştırıldığında dünya tarihindeki
hiç bir peygamber ve
hiçbir insana atıfta bulunmadığı
ortaya çıkar.
Bu
kadim kitapların
öngördüğü dinlere inanan
insanlar, ya
burada
geçen isimleri Efendimiz olarak kabul edecekler veya bu
tasvirlere
uygun bir
kişiyi gösterecekler. Göstermeleri
mümkün
değil zira bu metinlerdeki her kelime, her söz,
ancak
Efendimizin şahsında
manasını bulabilmektedir.
ZERDÜŞT
BÖYLE Mİ
DEMİŞTİ?
Zerdüş
tlüğ
ün kutsal kitabı olan Zend
Avesta'nın ilk kısmı olan
Vendidad'da beklenen bir
peygamberden söz edilir. İkinci kısım
olan
Yashts'ta ise
beklenen peygamberin dostlarına işaret vardır. İşte
çevrisi;
"Biz, yönetici Efendinin sağ elinde
döğ
üşen iyi, güçlü, imanlı,
ş
efkatli Fravaşileri
kutsuyoruz. Sanki güzel kanatlı kuşlar gibi
onların
Efendiye geldikleri
görülüyor... Onu hem
önden,
hem arkadan korumak
üzere bir silah, bir kalkan olarak
geldiler. Onlar o kişiyi
kılıçlardan,
sopalardan, oklardan,
mızraklardan, elle atılan taş
lardan koruyacaklardır."
Dünya tarihini ve
özellikle İslamiyet
dönemini iyi bilen ve bu satırları okuyan
herkes, eğer kaynağını
vermeseydik Uhud veya Huneyn savaşlarının en
şiddetli dakikaları
anlatıyor
sanacaklardır. Bu savaşlarda eshab-ı kiram,
dünya
tarihinde benzeri
görülmemiş bir tarzda Efendimizin
etrafında
kümeleşmiş
lerdi.
Aynı kaynağı taramaya
devam
ediyoruz;
"Peygamber dostları arasında en
güçlüsü ey Zerdüşt, asli
şeriata
bağ
lı olanlar veya dünyayı ıslah edecek
Şoşyant/hayırlı kiş
i'den
olanlardır." Bu metinde
geçen Şoşyant/hayırlı
kişi'nin
kim olduğunu okuyalım;
"...adı ASTVAR-ERATA
olacaktır. O, Şoş
yant/hayırlı kişi
olacaktır. O ASTUAT-ERATA olacaktı
r..."
Metinde geçen "Astvar" ve
"Astuat" kelimesinin kökü olan
"Astu" kelimesi hem Sanskrit, hem de Zend'ce de
"övmek" anlamına gelir. Bunun isim hali olan
"situadan" günümüz
farsças?
?nda; "övme" anlamında
kullanı
lır. Kısaca bu
kelimenin anlamı
"övülmüş" veya
başka bir
ifadeyle
"Muhammed" isminin bire bir çevirisidir.
İşte bu
övülmüş kişinin
dostları/eshabı'n?
?n
övülmesi şöyle
devam eder;
"... ve onun, Astuat-erata'nın dostları
zuhur
edecek. Onlar, düşmana karşı galiptirler, temiz
düş
üncelilerdir, temiz konuşanlardır, hayırlı iş
yapanlardır, hak olan
ş
eriati izlerler ve onların dili asla yalan
söylemez."
BRAHMANLAR(Hinduizm)
Hindu kutsal metinleri 3 kısma ayrılırlar. Bunlar;
Vedalar, Upanişatlar ve Purana'lardır. Bu kitapların geçmişi
MÖ. 4000 yıllarına kadar uzanır. Puranalar 17 ciltten oluşur. Bunlar
aras?
?nda temel kitap BHAVİŞYA PURAN olarak bilinir ki, gelecekteki olaylardan
bahsettiği
için bu isimle anılır. Hindlilere göre kitabın
derleyicisi Mahrişi
Vyasa isimli birisidir fakat sözlerin sahibi
Tanrı'dır.
Burada iktibas ettiğ
imiz nüsha Bombay'da
Venkteshwar Press'te
basılmıştır. Şu
satırlar aynen bu kitaptan
alınmıştır ve kelimesi
kelime tercüme edilmi?
?tir;
"Melekhalı
öğretici, kendi dostları
yla
zuhur edecek. Adı MOHAMMAD olacak. Raca
ona en samimi sadakatini ve
bütün saygılarını sunduktan
sonra şöyle dedi;
"Sana bağlı kalacağım. Sen ey Parbatis
Nath/Beşeriyetin Efendisi,
Arabistanın sakini. Sen şerri yok etmek için
büyük
bir
güç topladın. Ve o,
Melekha'lı
düşmanlardan
kendi kendini korudu. .....ben senin
kölenim, beni
ayaklarının altına yatı
r."
Metnin kelimesi kelimesine
tercümesi böyle.
Efendimizin ismi, başka hiçbir
şahsa uygulanamayacak şekilde
açıkça
yazılmıştır.
Aynı kitaptan aktarmaya devam
edelim.
SHALOKAS; 10-
27'de açık bir işarete daha rastlanır.
Metnin son
kısımlar?
?nda sanki Efendimiz, Mahrişi Vyasa ile konuşarak
getireceği şeriati
tebliğ
etmektedir;
"Melekhalılar,
Arapların meşhur beldelerini yağ
maladılar. Bu ülkede Arya
Drahma/ilahi kanun'dan bir eser yoktur. ...Bu
düşmanlar, doğru
yolu göstermek ve onları hidayete
çağırmak
üzere MUHAMAD ...ki Pishachaları doğru yola
getirmekle meşhurdur.
...Geceleyin, melek mizacında olan o zeki adam, bir Pishacha
kı
lığında
Raca Bhoj'a şöyle dedi; "...Benim
takipçim
sünnetli, saç
örgüsü
olmayan,
sakal bırakan ....ibadete
çağrı/ezan okuyan... bir adam olacaktı
r.
Domuz hariç her
türlü hayvanı yiyecektir. Onlar kutsal
su
ile değil savaş/cihadla
arınacaklar. Dinsizlere karşı mücadele
etmeleri
yüzünden müslümanlar olarak
tanı
nacaklardı
r."
Vedalar da bulunan bir
cümle
vardır ki, hem Hendek
Savaşını hatırlatır, hem de
kullanılan bir kelime
Efendimizin çok iyi
bilinen bir ismine atıf yapar;
"Hakikatin Efendisi,
....İbadet eden, dua eden kiş
inin onbin
düşmanını yok
ettin" Burada verilen rakam, Hendek
Savaşındaki düşman
sayısını vermektedir. Fakat asıl
önemli olanı bu cümlede
geçen iki kelimenin
verdiği
anlamdır. Birincisi Efendi olarak
tercüme edilen kelimenin
karşılığı olan
Satpatı kelimesidir. Sat,
gerçeği ve
dürüstlüğ
ü seven
manasınadır. Pati de
efendi veya üstad manasına gelir ki
her ikisinin
manası hakikatin
efendisi anlamına gelir.
İkincisi; bu
cümlede
bulunan dua eden diye tercüme edilen
sanskritçe
karu
kelimesidir ki, Hindçe Satoto kelimesinin anlamdaş?
?dır. Bu da
Efendimizin ismi Ahmed'in tam karşılığıdır.
Hendek Savaşını anlatan bu cümlenin
devam?
?nda
gelen cümleler ise konumuzu perçinlemektedir.
"Gücünle kaleleri yıka yıka
bir
savaştan diğerine gittik. Sen ey yüce kişi,
düşmanlarına diz
çöktüren
Namuchi'yi uzaklaştırdı
n"
Bilindiği gibi Hendek Savaşında
müslümanlarla yaptıkları anlaşmaya ihanet eden yahudileri
cezalandırmak üzere kaleleri kuşatılmış ve teslim
alınmıştı.
Bilindiği gibi Medinenin çevresi, yahudi
Kâbîlelerine ait
kalelerle çevriliydi. Efendimiz, bu
kaleleri teker teker fethetmişler, daha sonra
Hayberin etrafındaki yahudi kalelerini
de birer birer düş
ürmüşlerdir. Öyle ki,
Efendimiz ve eshabı, bir savaş
tan
diğerine koşuyorlardı. Bu
cümlede geçen ve
düş
manlar olarak
çevrilen "mayinan"
kelimenin tam karşılı
ğı
hilebaz ve madrabaz anlamına gelmektedir ki;
yahudilerin milli karakterlerini ortaya
koymaları açısından
önemlidir. Ayrıca
sanskritçede
mayinan,
"görünüşte güzel olan
gerçekte değeri olmayan" maya kelimesinden
türemiştir
ki,
bu dahi yahudileri anlatır. Aynı tasvire İncil'de de
rastlamaktayız. İncil
yahudileri; "Sahte
gümüş" olarak tanıtır.
Yine
bu
cümlede geçen Namuchi; yağmuru tutan manasına
gelmektedir
ki; yahudilerin şu vasfını çok güzel resmeder.
Yahudiler,
ancak
kendilerinin vahye mazhar olduklarını kabul ederek Efendimizin
peygamberliğini
reddediyorlardı.
Vedalarda verilen
diğer
müjdelere
bakalım. "Sen ey Kadir-i Mutlak;
övülmüş me?
?hur yetim ile savaşmaya gelen
güçlü araba tekerleklerine
sahip 20 kral ve 60.099
kişiyi
mahvettin." Burada geçen
övülmüş
kişinin karşılığının tam
karşıl?
?ğının Muhammed kelimesi
olduğunu
görmüştük.
Meşhur yetimin ne manaya
geldiğini de
bütün
müslümanlar çok
iyi bilirler
ki Efendimizi anlatır. O zamanki
bütün insanlar Efendimize
karşıydı. O tek başınaydı ama
içlerinde önemli
yöneticilerin de bulunduğu onbinleri dize
getirdi.
Vedalardaki şu cümleler hem Efendimizi hem de
aziz
dostları Eshab-ı kiramı işaret etmektedir.
"Araba sahibi, doğru ve adil
olanı seven, hikmetli,
güçlü ve cömer
Mamah,
sözleriyle
bana lütuf bahşetti. En
güçlü
olanın
oğlu, her türlü iyi s?
?fata sahip, dünyalara
lütuf onbin kişi ile meşhur oldu."
Bu
cümlenin her kelimesi Efendimizden
bahsetmektedir.
Çocukluğundan
beridir o emin kişiydi. Bu
özelliğini
düşmanları bile kabul etmek
zorunda
kalıyorlardı.
Güçlüydü; Hendek
Savaşı hazırlı
klarında kimsenin kıramadığı
büyük bir
taşı kırm?
?ştı. Kimsenin yenemediği
güreşçileri o yere
sererdi.
Cömertti; savaşlarda ele
geçirilen ganimeti olduğu gibi etraf?
?na
dağıtırdı ama kendisine
bir şey ayırmazdı. Cümlede
geçen 10 bin kişiyle
meşhur olmak, Mekkenin fethinde bulunan İslam
ordusunun sayısını
vermektedirki hepsi de eshab-ı kiramdandı. Eshab-ı
kiram,
Kur'ân-ı Kerîm'de çeşitli
vası
flarıyla
övülmüştür. Vedalarda da
dünyalara
lütuf olarak
övülmüş
tür.
Şimdi Vedaların bir başka kitabına
bakıyoruz. Sama
Veda'da Rişî Vatsah'ın ağzından
çıkan
cümleler açıkça Efendimizi
anlatmaktadır.
Ahmed, şeriati Rabbından aldı. Bu şeriat hikmet
doludur. Ben ondan
ı?
?ığı aldım, tıpkı güneşten aldığ?
?m gibi."
BUDİST
METİNLERİ (Seylan kaynaklı)
"Ananda, mukaddes kişiye şöyle dedi.;
"Sen
gittiğin zaman bize kim öğretecek?" Mukaddes
kişi ş
öyle
cevapladı; "Ben, yeryüzüne
gelen ilk
mukaddes kişi değ
ilim. Benden sonra bir başka mukaddes kişi
gelecek. Bu kişi,
tam anlamıyla aydı
nlatılmış ve davranışları
hikmet dolu bir kişidir.
Hayırlıdır. Kainatı
bilir. Eşi olmayan bir
önderdir. Benim şimdi ilan
ettiğim şekilde en
mükemmel ve en
saf dini bir hayatı ilan edecektir. Onun
bağlılarının
sayısı binlerce
olacaktır. Oysa benimki
yüzlercedir." Ananda
sordu;
"Onu nasıl tanıyacağ?
?z?" Mukaddes kişi
ş
öyle cevapladı; "O,
Maitreya/hayırlı kişi olarak
tanınacaktı
r."
Çeşitli Budist
metinlerinde geleceği
müjdelenen
kişinin isimleri şöyle
geçmektedir; Metteya
(Palice), Maitreya
(Sanskritçe), Aremideia
(Burmaca), Maitaliye
(Çince), Byamas-pa
(Tibetçe), Miroku
(Japonca)
Bu ve benzerleri olan Muhamet, Mahomet
gibi kelimelerin
tümü; Moh, Maha, Meh kelimelerinden türemiş
tir ki
hepsi
de "şerefli kişi, sempatik, büyük şeref sahibi,
rahmet
yağmuru, ihtişam" manalarına gelmektedir. Yukarıda
saydığı
mız
bütün kelimelerin karşılığı ise;
"Sevgi
öğreticisi, sevginin efendisi, adı iyilik olan, sevgi ve
içtenlik, ş
efkatli
kişi, hayırlı, muhabbetli vb." bu
kelimelerin
tümü hepsi
arapça
"rahmet"
kelimesinin karşılığıdır. Nitekim
Kur'ân-ı
Kerîm'de; "Biz seni ancak
alemlere
rahmet olarak
gönderdik" buyurulmaktadır. Rahmet ve
rahim kelimeleri
sadece
Kur'ân-ı Kerîm'de 409
kere
geçmektedir.
Sayfa sayısı 300 bini aşkın hadis-i şerif
kitaplarını
buna dahil etmiyoruz.
Uhud Savaşında düşmanın
dört bir
taraftan sardığı bir
anda yaralanan Efendimiz; "Ya
Rabbi, onları affet. Eğer
beni tanımış
olsalardı yapmazlardı"
diye dua etmekteydi.
Tahrif edilmiş Tevratta rahmet ve
rahman kelimeleri yerine bol
miktarda vahşet sahneleri geçmektedir.
Tahrif edilmiş İncillerde ise
rahman ve
rahim kelimesi sadece 9 defa
geçmektedir. Her ne kadar tahrif
edilmiş olsalar da
Tevrat, İncil ve
bunları oluşturan bölümlerde
bu ilahi
müjde nin
pırıltısı görülür.
|