DEĞERLİ BİR SARKICIMIZ... HAKKINDA YAZILANLAR
Dergâhlı şarkıcı
Cemal A. Kalyoncu
Aksiyon
Sayı: 418
Baba soyu, Naziki
Dergahı
’na dayanan ve soyadını da buradan alan
sanatçı Alpay
Nazikioğlu, anne tarafı ise ünlü
asker sülalesi Hersekli
Mehmet Ali Paşa, dolayısıyla
Hüsrev Gerede ve Servet Paş
a’ya kadar uzanmaktadır.
Nazikioğlu; Şanar Yurdatapan,
ünlü Mason Üstadı
Can Arpaç’la
da
kuzendir
- Sizi
Alpay olarak tanıdık. Soyadını
zı
kullanmamanızın özel bir
sebebi var mı?
“Evet. Uzun bir soyadı;
sonra, böyle bir işle bağdaş
acak
bir soyad değil.
Düşünüyorum da okuldayken son
derece
?
?ikayetçi idim soyadımdan. Hep yanlış kullanırlardı
soyadımı ve
bu hiç hoşuma gitmezdi.
Büyüdükten sonra o
soyadının son derece
köklü bir soyadı olduğunu öğ
rendim. Durup
dururken
alınmış bir soyadı değil, bunun bir kökeni,
anlamı
var.”
- Neymiş anlamı
peki?
“Babamın dedesine ya da dedesinin
babası
na neyse işte, padişah Naziki Efendi dermiş. O çok nazik
bir
insanmı
ş. Soyadı kanunu çıktıktan sonra bizim aile de bunu
soyad
olarak
almış.”
Besteci
/şarkıcı
Alpay’ın soyadının Nazikioğlu olduğunu
çok kişi
bilemedi
uzun yıllar; bilmeyenlerin sayısı
hâlâ da
çok fazla.
Çünkü Alpay, bu soyadını
kullanmayı
yeğlemedi.
Ailesi Naziki Dergahı
’ndan
Yorumcu/besteci Alpay’ın
‘nazik bir insan’
olarak anlattığı birkaç
göbek önceki
büyükbabası, Naziki
Dergah?
?’nın da kurucusudur
aynı zamanda: “Padişah
Topkapı
Sarayı’nın yanında bir
yer veriyor ona. Naziki
Dergahı
’nın yeri yurdu belli ama şimdi otel yapı
lmış oraya
galiba. Ben
hiç gitmedim fakat Nazikioğlu soyadının
köklü,
anlamlı bir soyad olduğunu öğrendiğimde
hoşuma
da gitti. Hatta benim
kızım ‘Ben evlendiğimde bu soyadı
bende kesinlikle
yaşamalı
’ diye
düşünüyor. Kızım
sonunda Naziki
Dergahı’na gidecek ama ne zaman gidecek
bilmiyorum.”
Günü yaşayan bir
insan olduğunu
söyleyerek, şeceresine dair çok fazla bilgi edinmeyen
Alpay
Nazikioğlu’un, Naziki Hazretleri’nin soyuna dayanan babası
Turhan Cemal Bey, Devlet Demir Yolları’nda bürokrat olarak
çok uzun yıllar çalışmış ve buradan emekli olmuş
birisidir.
Onun da babası Cemal Bey ise çeşitli yerlerde kaymakamlık
yapmış bir
kişidir: “Kaymakamdı ama ne yapmış
bilmiyorum.” Cemal Bey,
Behice Hanım’la evlenmiş ve
beş
çocuk sahibi olmuştur:
“Zaten ailede
bütün
kardeşler Cemal ismini de almışlar.
Namık Cemal
Nazikioğlu, çok
önemli bir hukukçu idi;
onun bir
küçüğü Ferruh Hanım,
—evlendi
Anada soyadını aldı; onun bir
küçüğü
Ezel Cemal Nazikioğlu amcam ise
Demir
Yolları’nda gar
müdürlüğü yaptı.
Haydarpaşa
Gar’ında bilet alırken portresini gördüm
orada.
Onun
küçüğü de babam Turhan Cemal
Nazikioğlu.
Kardeşlerin en sonuncusu Semiha Cemal Nazikioğlu. O da
hukukçu idi,
Maliye Bakanlığı’nda Hazine
avukatlığı
yaptı.”
Sülalede, Alpay Bey’in
dedesi Cemal
Nazikioğlu
kanadından gelenler Cemal Nazikioğlu olarak anılırken,
Cemal
Bey’in kardeşi kolundan olanlar da uzun yıllar Baydar, sonraki
yı
llarda
da Baydar Nazikioğlu soyadını kullanırlar. Bu koldan gelenlerden,
Mehmet Esat
Bey’in Fehime Hanım’la evliliğinden doğan
Nasuhi Baydar,
Fransızca’dan yaptığı çevirileri ile
tanınmıştır.
Fahrünnisa (Yunt) ve Melek (Nurelgin)’in
dışında kardeş
lerden
bir diğeri de, Alpay Bey’in deyişiyle
Fenerbahçe’nin
gelmiş geçmiş en
büyük futbolcularından olan Alaaddin
Baydar
Nazikioğ
lu’dur: “Ala diye bilinirdi. Meşhur Bekir, Zeki, Ala
üçlüsü... Aile
büyüklerim
Fenerbahçe’de
büyük futbolcular olmuşlar.
Dolayısıyla benim de
Fenerbahçeli olmam gerekir ama ben takım
tutmuyorum.”
Kafanızda netleşsin diye kaydediyorum, işte bu Alaaddin
Bey
ile Alpay
Nazikioğlu’nun babası Turhan Bey kardeş
çocukları
dır.
Şanar Yurdatapan ve Can
Arpaç’la
kuzen
Alpay
Nazikioğ
lu’nun anne soyu da en az
baba tarafı kadar
köklü bir
geçmişe sahiptir:
“Şöyle köklü;
annemin dedesinin dedesinin
dedesi,
neyse, Yugoslavya kralı.”
- İsmi
nedir?
“Onu da
bilmiyorum. Ben
öyle şeylere meraklı
bir insan değilim.”
Alpay Nazikioğlu’nun
annesi Daime Hanım; Şanar,
Oktay,
Onur ve Lale (Mansur) Yurdatapan’ın da
babaları olan Korgeneral
Daniyel Yurdatapan; ünlü Mason
üstadı Can
Arpaç’ın annesi Emine Danende
Arpaç ve ayrı
anneden doğan, savcılık yapmış Danış
Yurdatapan’la
kardeştir. Mevhibe—Servet Paşa çiftinin
kızı olan
Daime
Hanım’ın dedesi de Hersekli Mehmet Ali
Paş
a’dır.
Mehmet Ali Paşa’nın bir diğer
çocuğu ise
Atatürk’ün de yakın
çevresinde bulunmuş
Hüsrev Gerede’dir:
“Hüsrev Gerede annemin
dayısıdır. Onun
çocukları var, Selçuk Gerede. Onlarda
bu
ailenin
soyağacı mevcut. Selçuk ağabeyin çocukları
Şiva ve
Bennu Gerede var.”
Mevhibe
Hanı
m’ın hayatını birleştirdiği Servet Paşa ise; muhalefeti
sebebiyle,
Sultan
II. Abdülhamid tarafından Van’a
sürülmüş Ferik Hüsnü
Paş
a’nın oğludur: “Van’a
sürgün
olup
olmadığını bilmiyorum, öyle bir
şey konuşulmadı ailede. Ama
onun
mezarı Van’da. Ve orada
çok tanınmış,
önemli bir
adam.” Albaylıkla
tuğgenerallik arasında bir
rütbe olan Tuğbay
Servet Paşa,
Çanakkale Savaşı
’nda
Atatürk’le
beraber savaşmış ve o savaşta
Atatürk’ün
göğsündeki saate isabet
ettiği için yara almadan
kurtulduğu şarapnel hadisesini de anlatan kişidir.
Aileden
çıkmış, yakın tarihimizde önemli rolü
olanlardan biri de Milli Birlik Grubu üyesi Yarbay Sezai
Okan’dır:
“Sezai Okan’ın babası ile
büyükbabam
kardeş çocukları
oluyorlar.”
Aslı
nda yedi göbektir
İstanbullu olan Alpay Nazikioğlu,
böylesi bir ailenin tek
çocuğu olarak, 20. yüzyılın
ortalarına doğru
Ankara’da dünyaya gelir. Yaz aylarını
ailesiyle birlikte
İstanbul’da geçiren Alpay, iki yaşlarına kadar
yaşadığı
hadiseleri hatırlayabilmektedir. O günlerden hatırına
gelenlerden biri,
babasının ona anlattığı at hikayeleridir: “Babam
öyle
hikayelerle uyuturdu beni.” Ondaki hayvan sevgisi de
buradan
kaynaklanmaktadır: “Benim hayatım, 3,5 yaşımdan orta
okul sonuna
kadar at üstünde geçti.
Ankara’da,
Saraçoğlu Mahallesi’ndeki
çayırlarda ata binerdik.
İsmet Paşa da at bindiği için,
rastlaşırdık.” Hayatı
nın
daha sonraki döneminde,
çok uzun süre ayrı
kaldığı
için ata binmeyi
unutan Nazikioğlu, yaşıtlarına
göre
oldukça yaramaz
sayılabilecek bir çocukluk
geçirir:
“Mesela yakma
merakım vardı. Eve misafir gelir
—evler sobalı o
zaman— üç dakika sonra
misafirin
kürkü
sobanın üzerinde. Akla hayale gelmedik
haşarılıklar... Bir sandal gezisinde
şemsiyeyi alıp denize atıyordum
mesela.
Ağaçların tepesindeydim her
dakika. Kafam yarılır,
gözüm patlar... böyle bir
durum.”
Bütün bunlara rağmen, baskı yapılmayan,
demokratik bir
aile
ortamında, özgürce
büyütülür o.
-
Yaramazlığın sebebi neydi sizce?
“Hiperaktif
birisi olmak. Tatminsizlik... Ama her yaşın gereği
var.
Çocuk
çocukluğunu yaşamalı bence.
Yaşayamazsa, ileri
yaşlarda yaşamaya
çalışıyor. O zaman da
yakışık almıyor.
İnsan her şeyi yaş
ayabilmeli, hele bir de erkek
çocuksa...”
Bu yaramazlıklar
arasında ilkokula başlayan
küçük Alpay,
ortaokulu da aynı yerde, Ankara
Koleji’nde bitirir: “Orada da
korkunç yaramazdım
tabii.” Ortaokuldan sonra babası
Turhan Bey, onun, ancak devlet okulunda
‘adam
olacağını’ düşünerek kaydı
nı
önce Atatürk Lisesi’ne yaptırır: “Biz,
kızlarla
beraber okuduğumuz için çok şık giyinirdik.
Orada
baktım, h?
?rpani birtakım çocuklar; yamalı pantolonlar,
parçalanmış
ayakkabılar... Bana böyle uzaydan gelmiş
gibi
bakıyorlar. Teneffüs
oldu, yanağından kan damlayan bir
çocuk geldi ve beni bilek güre?
?ine davet etti.
‘Peki’ dedim. Küt diye yendim onu. İyi top
oynadığ
ım için hemen sınıf takımına
çağırdılar
beni.
Ertesi gün sınıf
maçında 4—5 gol attım.
‘Kolejli
kolejli’ diye yıkılıyor Atatürk Lisesi. Orada
ismim
‘Kolejli’ idi o zaman.” Alpay
Nazikioğ
lu’nun Atatürk Lisesi’ni kendine
uydurması uzun
zaman
almaz: “Sınıf dünyanın en uslu
sınıfı idi. Ben
sınıfa
uyum sağladığımdan itibaren portakal
kabukları havada
uçuşmaya
başladı. Sınıf tarihe
geçti. Ben daha sonra
milli takım kamplarına
katıldım.”
Genç Milli Futbol
Takı
mı’nda
Yüzme,
Uzakdoğu sporları,
koşu gibi branşlarda başarılı
olan Alpay Nazikioğlu,
futbolda da kısa
sürede dikkat çeker ve
Ankarademirspor’da futbol oynamaya
başlar. Ardından,
Gençlerbirliği’nde devam ettirir, profesyonel
futbol
yaşamın?
?. Böylece, lise öğrencisi iken Genç Milli
Futbol Takı
mı’na seçilir: “Orada, A Milli
Takım
oyuncuları
ndan bir kısmının yaşları, Genç Milli
Takı
m’da
oynatılmaları için
küçültüldü. Turnuva
İzmir’de
yapıldı ve ben gol kralı oldum. Ve beni 16 kişilik
kadroya
seçtiler.” Onunla beraber Fenerbahçeli
Akgün,
Beşiktaşlı Coşkun Taş, Ercan Ertuğ da vardır
kadroda.
Kaleyi ise Varol
korumaktadır. Kadroya seçilir
seçilmesine ancak
bu sefer derslerde
devamsızlık yapması problem
olmaktadır: “Fevziye
Abdullah Tansel
adında meşhur Sıfırcı
Fevziye lakaplı bir hocamız
vardı. Çok
iyi, çok katı
disiplinli bir hoca. Dersi sevmiyorsun
yani. Çocuklar dersi
kaynatmak
için ‘Alpay gol atmı
ş’ falan diye gazeteleri
getiriyorlar, bu çıldırıyor.
‘Alpay sınıfta
kalacak’
diyor.” Hocanın kendisini
sınıfta
bırakacağına kesin
gözüyle bakan Alpay Nazikoğ
lu,
oradan ayrılır ve Gazi
Lisesi’ne geçer. Lise
diploması
nı, sınıflarını kayıps?
?z geçtiği buradan alır.
Ardından,
biraz da babasının isteğiyle Ankara
Üniversitesi Hukuk
Fakültesi’ne yazılır:
“Ailelerin yanlış
birtakım
yönlendirmeleri, seçimleri var.
Ben
hukukçu değilim.
Hukukçuyum ama hukukla uğraşmadım.
Müzikle uğraşı
yorum. İlkokulda iken babam bir ağız armonikası
getirmişti bana. Ben o ağız
armonikası ile ne kadar melodi biliyorsam, hepsini
çalıyordum. Şimdi, o
ailenin/ailemin uyanıp, beni konservatuara
vermeleri
lazımdı. Ben herhalde
süper bir müzisyen olurdum.
Şimdi bana
‘Sen
Türkiye’nin en iyi yorumcususun.
Artı bir de
Türkiye’nin en iyi müzisyeni olsaydın,
kötü mü olurdu’ diyorlar. Uyanmamış
bizimkiler.”
Kendisine kalsa idi mimar olmayı
tercih
edecek olan Alpay Nazikioğlu’nun, ailesinin ondaki bu
müzik
yeteneğ
ini fark edememesine rağmen, sanatsal yanları da
gelişim gösterir
bir taraftan:
“İnsanın içinde,
dünyada yapabileceği
birtakım ş
eyler var. Önemli olan,
insanların, o içlerindeki
yetenekleri harekete
geçirmesi.
1980’lerin sonuna doğru bir
tarihte, biraz rahatsız olduğ
um
için evde kalmak durumunda idim.
Birkaç günden sonra
sıkıldım ve kızımın evdeki
profesyonel yağlı pastelleri ile resim
yapmaya
başladım. Beğenenler oldu. Benim
de hoşuma gitti. Sonra
yağlıboya yapmaya
başladım. Koleksiyonerler
çok para verdi ama
ben satmadım. Resim bittiği
zaman nasıl yaptığ
ıma ben de
şaşıyorum ama... Ben ressam değilim. Mesela
bir tane resimli roman
yaptım
şimdi. Demek ki insan, zamanı geldiğinde
içindeki birtakım
şeyleri harekete geçirebiliyor.”
Alpay
Nazikioğlu, tam da burada, eğitimin
Türkiye’deki kalitesizliğinden
ve insanları asıl olmak
istedikleri
değil de başka alana itmesinden yakınıyor:
“Resim ve
müzik
toplumların yaşamında çok
önemli. Hele
müzik...
Toplumları, dinledikleri müziklere
göre tasfiye
ediyorlar. Kaliteli
müzik dinleyen çağdaş,
kötü müzik
dinleyenler ilkel diye. Doğru bir kıstas.
Çünkü, hayatın
her anında ve her alanda var
müzik. Sonra evrensel bir dil. Sen şimdi lisedeki
öğretimle
müzisyen yapamayacağına göre
müzikten anlayan,
iyi
ve kötüyü değerlendirebilen bir
toplum gayreti
içinde ol. Multi trilyoner bir arkadaşın evine gidiyoruz. Evinde
aşşağ
ılık bir resim... Ancak manav dükkanında
görürsün o resmi. 500 milyon liralık bir
çerçeve yaptırmış ve asmış. Resimden anlasa o
resmi
duvarına asmazdı mesela.”
Milli
Birlikçi Sezai Okan da aileden
Hukuk
fakültesinde derslere girmeyen, sadece imtihan olduğu günlerde
ders
çalışan ‘tembel’ öğrenci Alpay
Nazikioğlu,
hukuk eğitimini kazasız ve belasız bitirir ve
‘Eylülde
Gel’mek zorunda kalmaz. Nazikioğlu,
hukuk
fakültesinde iken,
Türkiye’de de tarihi bir olay
vuku bulur:
“27 Mayıs 1960
İhtilali, bir demokrasi hareketi idi.
Yapılmış tek
askeri harekettir. Ondan sonra yapı
lan askeri hareketlerle eş
değerde tutuluyor
bugün. Hiç ilgisi yok.
Ondan sonra
yapılanlar bana göre
faşizan hareketlerdir. 27 Mayı
s’ın
ne Kenan Evren’in, ne de
başkalarının yaptıkları ile
ilgisi yok.
27 Mayıs’ı yapanlardan,
akrabam da olan bir tanesine (MB
Üyesi Sezai Okan) dedim ki ‘Bak,
biz hukuk okuyoruz. İhtilal
güçle yapılan bir şeydir. Başar?
?ya ulaştığı anda
da
meşrudur. İhtilalin kanunu budur. Siz neyin muhakemesini
yapıyor, neyin
meşruiyetini
kanıtlamaya çalışı
yorsunuz.’ Fakat
daha sonra
hukukçular onları
yönlendirdi. O Köpek,
Bebek Davaları
saçma ş
eylerdi.”
Demokrat
Parti’nin,
uygulamaları ile buna zemin
hazırladığını düş
ünen
Nazikioğlu, o ihtilali
gerçekten yaşayanların,
gerçekleri
yazmadıklarını
ve söylemediklerini de dü?
?
ünmektedir
bugün.
Bir ülkenin
yasalarla
yönetilmesinin, o ülkenin hukuk devleti olduğunu
göstermediğini; Türkiye’ye hukuk devleti diyebilmek
için yasaların hukukun ruhuna uygun olması gerektiğini, bu
olmadığ
ı
için de, Türkiye’nin hukuk devleti
sayı
lamayacağını
söyleyen Alpay Nazikioğlu, okula devam
ederken
yapmayı düş
ündüğü halde,
sırf bu
sebeplerden dolayı, hiç
avukatlık yapmaz. 16 yaşında
başlayıp,
bir zaman sonra babasının ona
söylediği şu
sözler nedeniyle
futbolu da devam ettirmez:
‘Oğlum,
çok başarısız bir
sporcusun. Yarın
Fenerbahçe ile
maçınız var, sen eve
4’te geliyorsun.
Sonunda sen bu
işi yapamazsın. Başarı; eğer Allah
bir adama dünya
çapında bir yetenek vermişse, o adam
Türkiye
çapı
nda başarılı olabilmişse o demek değildir.
Sen
çok yetenekli bir
adamsın ama önem vermiyorsun. Ya dans
et,
eğlen, ya da spor yap.’
Alpay Nazikioğlu,
kararını verir. Lise yıllarında,
arkadaşları arasında
söylediği
özellikle yabancı şarkılarla
bilinen Nazikioğlu,
kuzenini dinlemek
üzere gittiği bir programda, kuzeninin talebi
ile orada bir
şarkı
söyler, o da sahnenin arkasından. Böylece, onun
için
sanat yaşamı başlamış olur. İlk kez 1964 yılında,
hukuk
fakültesinin son sınıfında iken, Ankara’daki
Büyük Sinema’da sahneye çıkar:
“O
ana kadar hakkımda bir sürü
spekülasyonlar yapılı
yordu. ‘İşte bu adam
çok
çirkin, cüce,
kambur. Onun için
kendini
göstermiyor’ diye. Oysa ki ben
meşhur olmak
istemiyordum. Benim
söylediğim şarkılar
Türkiye’de bir numara oluyordu.
(Hakikaten de, o
dönemlerde
yerli/yabancı şarkı listeleri ayrı olmad?
?ğından ilk
üç sı
rada hep Alpay’ın yorumlad?
?ğı
şarkılar yer alır, onun ardından da
ünlü Beatles
sı
ralanırdı.) Sokakta yürürken
‘İşte
Alpay’ denmesi bana bir şey ifade etmiyordu. Kim ne derse
desin,
aldı
rmıyordum yani.” Kendisini çok uzun süre
gizleyemediği için sahneye çıkan Alpay, mikrofon
tutmasını
dahi bilmemektedir:
“Sahneye
çı
ktı
ğımda mikrofon tutmasını da bilmiyordum. Her şeyiyle o
kadar muhteşem
bir
konserdi ki, onlar benim acemiliğimi üzerimden
aldı. O dönemde
konser
biletleri 2,5 lira iken bizim konserin biletleri 25 lira
idi. Satışa sunulduğu
günün ertesinde karaborsaya
düşerdi biletler.”
Alpay Nazikioğlu, 1964’te
başlayan sahnedeki hayatını neredeyse 40
yı
ldır başarıyla devam
ettirir. Fecri Ebcioğlu’nun Eylülde
Gel’i başta
olmak üzere Ayrılık Rüzgarı, Maria,
Senin
İçin gibi dillerden düşmeyen beste ve yorumlar da
müzik
tarihindeki yerini alır: “Valla bir ayırım yapmak
istemiyorum onlar arasında.
Belki 50’den fazla şarkım
Türkiye’de bir numara oldu
ama ben kendimi, şunu mu yapsam
daha çok satar ya da daha çok
beğenilir diye hiç
ş
artlandırmadım. Kendi zevkimi, kendi
içtenliğimi yansıttım.
Kendi
sevdiğim şeylerin toplumla da paylaşılm?
?ş olması bana hem gurur
hem de
büyük mutluluk verdi, veriyor da.
Ama yaptığım bir
şeye esir
olup da onun gölgesinde hiç yaş
amadım. Ben
yeni şeylerin
peşinde koşan bir insanım.”
- Nelerden
besleniyorsunuz daha çok?
“Aşktan
besleniyorum tabii ki ama illa aşktan beslenmek
için oturup da birtakım f?
?rtınalı aşklar yaşamak
gerekmiyor.”
-
Evliliklerinizi konuşalım
biraz da.
Üç evlilik yapıyorsunuz...
“Dört tane.”
-
İsimlerini alabilir miyim?
“Hayır. İsim de
söylemem. Boşver.
Dördüncü evliliğim
sürüyor, o
kadar.”
-
Üç
çocuğunuz var biliyorum, doğru mu?
“Doğru. Onları da
konuşmayalım.”
Askerliğini de 1966
senesinde Mamak Muhabere
Okulu’nda yapmaya başlayan Alpay
Nazikioğlu, ardından Milli Savunma
Bakanlığı’nda
görevlendirilir:
“Ankara’da
kalmak istiyordum. Tayinim
Savunma Bakanlığı
’na çıktı.
Tabii ki torpille. O
zaman herkes torpil yaptırı
yordu.” Milli Savunma Bakanl?
?ğı
Halkla İlişkiler Grup Başkanlığ
ı İş ve İşçi
Münasebetleri Şubesi Kısım Amiri olarak
askerliğini bitiren, gidecek
vakit
bulamamasına rağmen sinemayı özel
meraklarının
başında sayan
Nazikioğlu, spor ve şimdilerde resim yapmayı
da bu listeye
eklemektedir:
“Sosyal konularda birtakım şeyler okuyorum
ama
çok fazla okuyan
bir insan olduğum söylenemez.
Müzik tabii bende hep aşk olarak ya?
?amıştır. Müziğe
muhtaç olmadan yaşamak için
çok
uğraştım.
Ancak o da beni müziğe bağlı kıld?
?.”
Son sözü de yine Alpay
Nazikioğlu’na bı
rakalım: “Sonu
düşünmek
kötü
bir şey.
Çünkü kimse
ölmek istemiyor. Herkes
hayata dört elle sarılmış ama herkes de
dört nala
ölmek için çabalıyor.
Çünkü herkesin birtakım beklentileri var gelecekten.
Onun
için ne dönüm noktası
düş
ündüm hayatımda, ne de köşe
dönmeyi.
‘Helal olsun’ deyip yaptığım, trilyonlar
tutarında yardımlar
var. Ondan da pişman değilim.
Çünkü hayat geliyor,
geçiyor, gidiyor
kardeşim. Haysiyetle yaşamak önemli
olan.”
AÇIKLAMA
Bizim
soyumuzda Sabetaylık yoktur
Sayın
Mahmut
Çetin Bey,
X İlişkiler ve Boğaz’daki
Aşiret
isimli
kitaplarınızı okudum. Bazı yanlış bilgilendirmelerin ve gazete,
magazin dergileri
kaynaklı kitaplarınızdaki bilgilerin gerçek ve
makbul
arşivlerin incelenmesi
sonunda ortaya çıkmadığına emin
oldum.
Bendeniz, Şanar, Lale, Alpay, Can ile ata birliği
olan bir ki?
?iyim. Çok
şükürki, bizler
Osmanlı'dan baş
lıyarak (15'ınci yy
sonlarından) bu yana
Bosna Hersek'in mavi ve
yeşilini, al zemin
üstündeki ay
ve yıldızla bezemiş insanlar?
?z.
Geçmişimizden hiç bir
zaman kaçmadık.
Bogomil
kökenli bir Boşnak olduğumuzu
da asla unutmayarak bu milletin asli
unsuru
olarak o'na bağlı kaldık.
Bildiğiniz gibi
Osmanlı
Dünya devleti
olmasını topraklarına Bosna’yı
1463te
Hersek'i de
1480’de katmasıyla başlamıştır. Bosna
ve Hersek
Osmanlı
için bir serhat eyalet ve askeri karargah olmuştur.
Osmanlı
'nın Fatih Sultan Mehmet'ten Karlofça
Andlaş
ması
süresindeki hemen hemen tüm sadrazamları
Bosna Hersek
kökenlidir. Bosna Hersekliler Avrupalıların
adlandırdıkları gibi
"Türk'ten daha
Türk" tür. Bu
zaman
dilimi içinde ve
sonraları Anadolu’da. Osmanlı
tebaası
içindeki hangi
millet bu özelliği taşır. Bogomil
kökenliler
"boşnaklar" İslam’ın bayrağ
ını
yaklaşık 600
yıldır taşımaktadırlar. Onların İslam anlayı?
?ı
Bektaşilikten başlı
yarak 1826’dan sonra Nakşibendilikle
sonuçlanır. Ama bu
dergahların şu andaki Bektaşi ve
Nakşibendi
dergahları ile uzaktan yakından
ilgisi yoktur. Her iki dergahta
özünü Ahmet
Yesevi’den alır.
Alpay'ın baba tarafı
Naziki’dir. Aile bu
dergahın kurucularındandır. Hepizin ata dedesi Galip Ali
Paşa
Rızvanbegovic
-stocevic tir. (İstoliçeli Ali Paşa). O'nun aile
kökeni ise
bogomil güney slavdır. Ailenin başlangıcı
Mürtedan Paş
adır. Bu aile dünya genetik
literatüründe (Obrenknezevic
-Mahmutbegovic-stoceic) diye
geçer. Ailenin Kavalalı, Tepedelenli, Sokollu
ve en son Mısır Burci
çerkez sultanı Kansu Gauri ile kan bağı
vardır.
Aile eski Bosna krallığındaki mevcut 12 asil
aileden
biridir. Galip Ali Paşa
Rızvanbegovic Sultan 2'inci Mahmut tarafından
Osmanlıya bağlılığı
ve Kavalalı İbrahim Paşa’yı
Kütahya önlerinde
durdurmasının mükafatı
olarak
ödüllendirilmiş kendisi
Bosna Hersek dışında
hiç
bir görevi kabul etmeyince Hersek
Bosna’dan
ayrılarak 18 sene
bağımsız vezaretle kendisine verilmiştir.
1851’de Osmanlı yanlış
bilgilendirme sonucu (Serasker
Ömer
Lütfü Latas Paşa
tarafından)
görevden alınmış
padişahın haberi olmadan
katledilmiş,
tüm mal varlığına Latas Paşa
tarafından el konulmuş
ve bu
yanlışlık 4 sona sonra anlaşılıp aileye iadei
itibar edilmiştir.
Bizim soyumuzda Sabetaylık yoktur.
Aile genelde Mevlevi veya Nakşibendidir. 28-30 Nisan arası
Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde yapılacak
"Uluslararası Bosna Hersek Sempozyum"unda Galip Ali
Paş
a'nın vakfiyesi ve vasiyetnamesi de açıklanacaktır. Bu
vasiyetname
20. yy İslam anlayışının en kabul edilir belgesidir. Bu
yazılı
belgede olduğu
gibi; Bizler "Haktan gelenin halka
gitmesi" ve
"Hak
için halkla beraber olmak"
düsturlarıyla
yetiştik.
Galip Ali Paşanın
4 kızı ve 4 oğlu
vardır. Kızları
Habiba (Divan Şairlerimizden), Şakire,
Emine ve Uma Hanımd?
?r. Erkek
çocukları ise Zülfikar
Nafiz Paşa (ki bunun oğlu
Hersekli Arif
Hikmet=Divan Şairimiz ve Kamil
Paşadır.) İkinci oğlu.Elhac Hafız
Mehmet Rıdvan
Paşa’dır. Ankara, Amasya, Urfa Mutasarrıflığı
yapmış ve
Osmanlının en sıkışık döneminde Mostar
Mutasarrıfı
yapı
lmış ve Osmanlı bir gecede Bosna Hersek'i
Avusturya’ya bırak?
?p çekilince felç
geçirmiştir. Hastalığından dolayı
Anadolu’ya
dönemeyen bu paşaya Avusturya
hükümeti
ölünceye kadar general maaşı bağ
lamış ve
ölünce Mostar’da askeri merasimle top atış
ları
arasında Karagöz Camiine gömülmesini sağlarken
Avusturyalı generalin söylediği sözler bugün
tüm
arşivlerde kayıtlıdır. "Ölen asker
düşmanımı
zdı O bir Osmanlı idi. Ama önemi yok
O'çok şerefli bir
askerdi. Bunun için bu merasimi
yapı
yoruz."
Üçüncü oğlu Rüstem
Beydir.
(Miralay) aynı zamanda Rifat mahlası ile yazan Divan şairidir. Bir
kızı
vardır.
Hasene Hanım ondan olan torunlar şu anda
Bursa’da şerefli
ve onurlu hayat
sürmektedirler. Galip Ali
Paşa’nın
1948’de doğan
1903’te
Erzurum’da ölen en
küçük oğlu
Ferik Mehmet Ali Paşadır. Hanımı
Mahinur Hanım’dır.
Mahinur Hanım, Yüksel
Söylemez’in annesi Saliha
Hanım’ın halasıdır.
Ferik Mehmet Ali Paşa ve Mahinur
Hanım’ın 2 kız dört
erkek
evlatları olur. Kızları
Mevhibe (Fatma Münire) bu hanım Ferik
Hüsnü
Paşanın oğlu Servet Paşa (tugbay rütbeli)
evlenir
ve ondan
Korgeneral Mehmet Daniş (Daniyel) Yurtatapan (bunun
çocukları:
Şanar, Oktay, Onur, Lale ) olur.
Dana Yurdatapan bu
kişi
değerli bir hukukçudur eşi Nezihe
hanımdır.( evlatları
Birsen ve Fatma)
Emine Danende Hanım bu Mehmet Halit
Arpaçla
evlidir (bir oğlu vardır: Can
Arpaç) Ayşe Daime bu da
Nazikioğlu
Turhan Cemal Bey’le evlidir
(oğlu şarkıcı Alpay).
Ferik Mehmet Ali Paş
a’nın ikinci
kızının
ismi Ayşe Fahriye’dir. Kocası Albay
Halil Nasır
Berkay’dır.
Bunun da 4 çocuğu vardır. İbrahim
Adnan
Berkay, A.Mehmet Ali Berkay,
Lamia Nezahat Berkay. Ferik Mehmet Ali
Paş
a’nın en
büyük oğlu. Abdülhat
Mehmet
Ali’dir. (Benim
anneannemin annesinin babası olan İsmail
Bey’in
babasıdır)
Abdülhat Bey’in 1'inci
eşinden tek oğlu İsmail
Bey’dir. İsmail Bey’in eşi Fatma
Hanım’dır.
Fatma
Hanım, Rıdvan Bey’le
Zübeyde Hanı
m’ın kı
zıdır. Rıdvan Bey, Galip Ali
Paşa Rı
zvanbegoviç’in
kendisinden
büyük iki abisinin
torunudur. Bu iki abinin adı tarihte
Hacı
Mustafa Bey (İstoliçe kaptanı)
ve Hacı Mehmet Ali Bey (Hacun)
olarak geçer. Hacı Mehmet Ali
Bey’in karısı
Kavalalalı
Mehmet Ali Paşa’nın kızı
Fatma
Hanım’dır. Rıdvan
Bey’in karısı
Zübeyde Hanım da Galip Ali Paş
a’nın kızı Uma
Han?
?m’la meşhur Boşnak beyi Mehmet
Firdus'un
çocuklarıdır. Bu hanımefendi anne ve baba tarafından
tam
Boş
naktır. Rızvanbegovictir.
İsmail
Bey’in tek
evliliği vardır. 2 oğlu Ali Namık ve Ömer
olmuştur. Alp
soyadını
taşırlar ve kızları Nazife Hanım ve Vasfiye
Hanımdır.( Nazife
Hanım
benim anneannem Abide Hanım’ın
annesidir. Kocası ise yine
meşhur
bir Boşnak ailenin oğlu olan Yusuf
Bey’dir. Yusuf Bey’in
annesi
Devlet Hanım’dır
ve Devlet Hanım Bosna’nın
büyük ve asil
ailelerinden Babiçler’in kızı
dı
r. Yusuf Bey ise
Bosna’nın meşhur ailelerinden
Kadiç'lerdendir.
(Alikadiç de denir) Vasfiye Hanı
m'ın
kızı Nedime Hanım
tarafından ise Ahmet Tarık
Tekçe, Necip
Tekçe ve Cemil
Tekçe gelir.
gördüğ
ünüz gibi
ailede sabetaycı değildir.
Ferik Mehmet Ali Paş
a’nın, ikinci oğlu
Besalet Gerede’dir.
Çocuksuz vefat
etmiştir. Soyadı
Yatağan’dır.
Çanakkale’de ve
Kurtuluş
Savaşı’nda Kuvayi
Milliye’de
büyük
hizmetleri olmuştur.
Üçüncü oğlu Ahmet Ziya
(üç evlilik yapmış birincisi Nazife Hanım bundan oğlu Ali
Rı
dvan, ikinci eşi Zehra Hanım bundan kızı Emine Fethiye Sarper.
Üçüncü eşi Zahide Tozan bundan
çocukları Zeynep Vedia Bayman, M. Galip Tozan, Süleyman
Faik,
Ayşe Refiye Sezen’dir.)
Ferik Mehmet
Ali Pa?
?
a’nın son oğlu da Hüsrev Gerede’dir.
Kendisi Ali
Kemali
Bey’in kızı Lamia Hanım’la evlidir. 2
oğlu olmuş.
Faruk ve
Selçuk… Selçuk, Canan
Gerede ile evlidir.
Şima ve Bennu
kızlarıdır.
Sayın Mahmut
Çetin Bey,
Kitabınızda
ayrıca dikkat ettiğim başka bir
noktada Ferik Mehmet Ali Pa?
?a’dan
Hersekli diye bahsetmeniz. Hersekli
tanımlaması bölge
olarak doğru
ama aile lakabı olarak yanlıştır.
Hersekli lakabı en son Hersek
dükü Stephan Hersek ve ailesinin
kullanabileceği bir lakaptır.
Bu aile
İslamiyet’e geçtikten sonra
Hersekli olarak
anılmışlardır.
Bunlardan biri de Dük'ün
oğlu
Sadrazam Hersekli Ahmet Paş
a’dır. Başka bir konu da gerek
Ferik
Hüsnü Paş
a’dan gerekse Ferik Mehmet Ali
Paş
a’dan Sultan
Abdülhamit’e
karşıtlıklarını
belirtirken suçlar bir
ifade kullanmanız. Sizin de
bilmek zorunda olduğunuz
gibi Osmanlı Sultanları kafese
girip sarayda
yaşamaya başladıkları andan
itibaren Osmanlı’nın
çöküşü
başlamıştır.
Çünkü sultanlar veliahtlarını da
eğitilemez
olmuş
lardır. Sultan Abdülhamit de kafeste çok uzun
süre yaş
ayan vehimi literatüre hastalık olarak
geçmiş bir sultandır. Ve
sultanlığının ilk 5 yılında
yaptığ
ı hatalar ve İngiliz yanı politikası ile
Osmanlı’yı ne
denli
zorlukların içine soktuğu tüm
dünyanın
malumudur.
Osmanlı askeri teşkilatında padişahla farklı
düşünen
paşalar her zaman olmuştur. Ama bu onların
vatanseverliğinden hiç
ödün vermez.
Çünkü Mehmet Ali
Paşa
Osmanlı’nın en
son zamanlarında Yenipazar’daki
tüm askerlerin komutanıdır.
Yine kendisi Ermeni isyanlarında
Erzurum’daki redif alayının ve Muş
'un komutanıdır. Zor
?
?artlarda görev yaptığı
Erzurum’da 1903’te
vefat
etmiş olup Murat Paşa Camii avlusunda
gömülüdür. Erzurum’da eli
açıklığı, vatanseverliği,
hoşgörüsü
ve
dini inancı ile Erzurum halkı ve
bölgenin tarihini yazan
tarihçilerce
takdir edilir.
Demek istediğim kı
saca şudur. Bizler
tüm
Rızvanbegovic torunları Bosna
Hersek’in mavi ve yeşilini al
zemin
üzerindeki Ayyıldı
z’la bezemenin onurunu
taşımaktay?
?z. Atalarımızın bogomil
kökenli güney
slav olmasından
hiç gocunmayarak bu
vatanın asli unsuru olarak
şerefle bu bayrağı 550
senedir taşıyoruz.
Evet
ben de
müslüman olmayan bir beyle
evliyim. Ama bu benim dini
inancıma ve bu
Cumhuriyetin çocuğu olma
hasletimi engellemez.
Sonsuz saygı
larımla…
Hacer Mirgül
Eren Griffe
|